TurkForum.Net
 
Geri Git   TurkForum.Net > Bloglar > Dil, ulusların ses bayrağıdır.
Yazıyı Puanla

23 Nisan: Aydınlığa Giden Yol

inalkgo tarafından 18:19, 22-04-2008 tarihinde yazıldı.

23 Nisan: Aydınlığa Giden Yol


23 Nisan'ın Öngününde


Yarın 23 Nisan. Bu mutlu günün sabahına her günkü gibi radyomu açarak başlayacağım. Sonra gazeteler, teveler...

Cıvıl cıvıl çocuk sesleri odama önce radyodan yayılacak... Kuş cıvıltıları eşlik edecek çocuklara ve belki yağmur sesleri zorlayacak penceremi...

Kulaklarım bu güzelliklerde, çocukluk günlerimi anımsayacağım... Hele de ilkokul yıllarımı...

Ve birden ayırdına varacağım: Gözyaşlarım içime akmakta... Bir burukluk... Biliyorum, anılarım giderek acıya dönüşecek. “Yaşlandım mı ne” diyeceğim.

Çoktandır böyle oluyor...

*
İlkokuldaki ilk yıllarımı anımsıyorum: 1941, ’42 yılları... Okula girdik mi, küçük bir karatahta karşılardı bizi. Üzerinde, dilimizdeki kimi yabancı sözcükler ile onların Türkçe karşılıkları... Çoğu kez her gün yenilenen bir dizelgeydi bu. ‘Samankâğıdı’ denen sarı renkli, ucuz kâğıttan yapılmış birer sarı defterimiz vardı, o karatahtada verilen sözcükleri ona geçirirdik.

Diyelim, o günkü dizelgede ay adlarından ‘ikinci kânun’un karşısında ‘ocak’ yazıyor, büyük bir istek ve coşkuyla artık o sözcüğü kullanmaya bakardık. Başödevimiz buydu. Öğretmenimiz de bu Türkçe sözcüklerin kullanılmasını sağlayacak türlü uygulamalarda bulunurdu derslerde. Sonraları anlıyorum, bu uygulama, dilimizin özleştirilmesi çabalarının ilkokullardaki başarılı bir parçasıymış. Bugün ulusça kullandığımız pırıl pırıl Türkçe sözcüklerin çoğunu o yıllarda öğrendim.

*
Dil Derneği yeni bir yaşını daha kutluyor... Doğumu, 22 Nisan 1987. Üyesi olma onuruna eriştiğim bu aydınlık derneğin, türlü zorluklar içinde göstermiş olduğu başarılarının artarak süreceğine gönülden inanıyorum.

Öte yandan, Dernek’in yayın organı Çağdaş Türk Dili dergisi de yeni bir cilde başladı. 20’nci yılında okurlarının karşısına yeni bir biçim ve içerikle çıkmış olan Dergi’ye nice yeniliklerle büyüyecek sonsuz bir yaşam diliyorum.

Dernek Başkanı Sevgi Özel, Çağdaş Türk Dili’nin son sayısında, 23 Nisan olgusu bağlamında Dil Derneği’nin doğuşunu anlattı*. Sayın Özel’in yazısı, dil bilinci olanlara da olmayanlara da çok şeyler söylüyor:

«Dil Derneği 21 Yaşında


«Doğa uyandı; bahar, bütün görkemiyle yurdumuzu kucakladı. Ayların en coşkulusu nisan, hem ülkemiz hem derneğimiz açısından unutmamamız gereken günleri anımsatarak tüm güzellikleriyle başladı. Türkiye, dört mevsimin aynı zamanda yaşandığı bir ülke… Doğasıyla, yüzyılları aşıp gelen kültürel varsıllığıyla, tarihsel dokusuyla, tarihe damga vuran olay, oluşum ve utkularıyla… Temeli sağlam atılmış Türk Devrimiyle… Evet, her açıdan dört mevsimi bir arada ya da bir anda yaşayan bir ülke Türkiye…

«Yıllar öncesine gidelim, 88 yıl önceye… Daha da öncesi var kuşkusuz… Koskoca bir imparatorluğun yüreğimizde yalnızca acılar ve anılar bırakan günleri düşünelim. Mustafa Kemal’in büyük yapıtı Söylev’le de düşüncelerimizi besleyelim.

«Mustafa Kemal, “1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım” diye başlıyor söze ve ülkenin “genel durum ve görünüş”ünü bugünün Türkçesiyle şöyle anlatıyor:

« “Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk, Birinci Dünya Savaşında yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Birinci Dünya Savaşına sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış; kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın başkanlığındaki hükümet güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendi güvenlerini sürdürecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

«Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

«Anlaşma (İtilaf) Devletleri, Ateşkes Anlaşması hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer uydurma nedenle Anlaşma (Devletlerinin) donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Sonunda sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da Anlaşma Devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

«Bundan başka, yurdun her tarafında Hıristiyan azınlıklar; gizli, açık, özel istek ve amaçlarının gerçekleşmesi, devletin bir an önce çökmesi için çalışıp duruyorlar.”

«2008’in Nisanında, yaklaşık 90 yıl öncesiyle benzeşen olumsuzluklar yaşamamız ne acı! 90 yıl önceki gibi ulusal değerler çevresinde kenetlenememek çok acı!

«Mustafa Kemal ve arkadaşları, yurdu yayılmacılardan kurtaracak ulusal güçler çevresinde toplamayı başarıyorlar. Halk, Atamızın söylediği gibi, yorgun ve yoksul… Ülkenin her köşesi işgal altında… Bir yandan saltanatı, öte yandan tüm Müslümanların hakkını savunacak olan padişah, öncelikle kendini düşündüğü için çoktan yayılmacılara teslim olmuş durumda… Yurtseverler için idam fermanları çıkarabilecek denli vazgeçmiş halkından, topraklarından; koskoca imparatorluğun onurundan… Bu koşullarda kuruluyor halkın hakkını arayacak, yayılmacılara “Dur!” diyecek Türkiye Büyük Millet Meclisi… 23 Nisan 1920… Yayılmacılar şaşkın; ordusu dağıtılan, toprakları işgal edilen, halkı yoksulluk çeken bir ülke, nasıl oluyor da kurtuluş için dimdik ayağa kalkabiliyor? Nasıl oluyor da her açıdan kendisinden kat kat güçlü olanlara kafa tutuyor?

«Büyük Millet Meclisi Hükümetini kuranlar; padişahın ve hık deyicilerinin bütün engellerine karşın Kurtuluş Savaşının utkuyla sona ermesini başarıyorlar. Bu başarıyı Lozan Antlaşmasıyla taçlandırıp bağımsız bir ülke oluşumuzu bütün dünyaya kabul ettiriyorlar. Sonra yüzyıllarca unutulan bir ulusa, ulus bilincini, özgüvenini kazandıracak devrimler süreci başlıyor. Yapılanlar, dünyaya parmak ısırtıyor. Yayılmacılar şaşkın ve öfkeli içinde barış masasından kalkıyorlar. Yalnız onlar mı; içeride de Türk Devrimini içine sindiremeyen, saltanat ve hilafetin korunmasını isteyen kesim, Atatürk yaşarken öfkesini bastırsa da ulu önderin ölümünden sonra yayılmacıların ekmeğine yağ sürecek düşünce ve eylemlerini sıklaştırıyorlar.

«1950 ile hızlanan karşıdevrim, Türk Devriminden parçalar koparmaya başlıyor. Koparılan parçalar gittikçe büyüyor. Bu büyük parçalardan biri de Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyerek Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarının 17 Ağustos 1983’te kapatılmasıdır. Dil Derneği’nin 22 Nisan 1987’deki doğumu ise yaşanan hukuk ayıbına tepkidir. Ulusal egemenliğin, ulusal kimliğin simgesi olan Türkiye Türkçesinin, Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi doğrultusunda yenileşerek gelişmesinin, “milliyetçi” geçinen bir kesim tarafından sürekli tepki alması, akılla bilimle açıklaması olmayan bir karşı duruştur. Siyasal bir bakış açısıdır; dilin siyasaya araç kılınmasıdır. Nitekim Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun adına, ürünlerine, tüm yapılarına el konularak oluşturulan resmi Türk Dil Kurumu’nun birçok eylemi, yayını da bu savımızı kanıtlamıştır.

«Bugün ülke gibi Türkçe de yara üstüne yara almaktadır.

«Laik cumhuriyetin olmazsa olmaz değerleri, birtakım ulusal ve evrensel kavramların içi boşaltılıp kısır tartışmalar yaratılarak, tartışmalar eyleme dönüştürülerek, halkın kafası karıştırılmaktadır. Eğitim sistemi, Mustafa Kemal’in “manevi mirası” olan aklın ve bilimin değil, inançların akışına bırakılmıştır.

«İçimizi yakan haberler alıyoruz; Atatürk’ü, yurdu kurtaran asker kimliğiyle sınırlayan, okullardaki Atatürk köşelerini bile gereksiz gören, onun devrimci kimliğini yadsıyan, ulusun yaklaşık 90 yılda edindiği birikimi, kazanımlarını unutturmaya çalışan çabaların artığını duyuyoruz. Duyduklarımıza gördüklerimiz ekleniyor. Cumhuriyetin kadın erkek, pek çok öğretmeni, her açıdan kapanıyor. Birtakım aymazlarla aydınımsılar, kafalardaki, yüreklerdeki örtüyü, bütün ülkeyi içine alacak biçimde çekiştiriyorlar.

«Dört mevsimi bir arada yaşayabilen güzelim ülkemize, baharın coşkusu yansımıyor. Ülke, tedirgin, karmaşık duygularla bahara giriyor. 80 yıldır türlü olanaklarıyla renk renk çiçekler veren Türkçemiz, birtakım ağızlarda öylesine kirleniyor ki, herkesi öfkelendiren tabela kirliliği, bu kirlenmenin yanında önemsiz kalıyor. Birtakım kitle örgütleri, yönetenlere ve yönetilenlere “geri adım atma” çağrısı yapıyor; bu çağrının özündeki “geri” sözcüğünün kapsadığı anlam ve alanlar düşünülmüyor. Ödün vererek anlaşma anlamı içeren “uzlaşma” kavramı ortalıkta uçuşuyor. Aklın öncülüğünden, bilimsel, sanatsal verilerden ödün vererek varılacak uzlaşmanın, toplumun bugününe ve yarınına, geri adım atmaktan da öte zararlar vereceği düşünülmüyor. 1950’den bu yana geri adım ata ata bugünlere gelindiği hesap edilmiyor.

«Oysa Mustafa Kemal’in ne Kurtuluş Savaşı döneminde, ne büyük savaşın sonrasında devrimleri yaşama geçirirken “geri”ye doğru tek adımı yoktur! Onun, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” buyruğu, devrimlerle de “Türk ulusu, ilk hedefiniz çağdaş uygarlıkla yarışmaktır, ileri!” anlamı kazanmamış mıydı? Yapılan her devrimin yönü, “ileri”yi işaret etmiyor muydu?

«Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bu yılda Atatürk’ün Türk Dil Kurumu olmadan kutluyoruz; daha da önemlisi bir bütün olan Türk Devriminin aldığı yaralarla kutluyoruz.
Ne yaşarsak yaşayalım, kim karşı çıkarsa çıksın, Türk Devriminin en önemli dayanağı olan Dil Devrimi akışını sürdürecektir. Çünkü biz, devrimlerin ve devrimcilerin önünde durulamayacağını Mustafa Kemal’den öğrendik. Dil Derneği, 21 yıldır olduğu gibi, bundan sonra da Türk Devriminin bütününden olduğu gibi, Dil Devriminden de nokta kadar ödün vermeyecektir. Bu nedenle 21 yaşına giren Dil Derneği’nin, her zamankinden çok aydın dayanışmasına gereksinimi bulunmaktadır.

«Doğa uyandı; umudumuz ve dileğimiz, yaşanan olumsuzlar karşısında toplumun da uyanmasıdır! Gelecek nisanlarda bütün bahçelerin, bütün belleklerin Türk Devrimin aydınlığında çiçeklenmesidir!

«Bu duygularla ulusumuzun Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyoruz!»

*
Yarın 23 Nisan... Ve yakın tarihimize ilişkin bilgilerimi bir kez de 23 Nisan-dilimiz-Dil Derneği bağlamında tazelemişken, Büyük Millet Meclisimiz’in ilk üyelerinden dilimizin değerli savunucusu Besim Atalay’ı da anmak istiyorum.

1882 yılında Uşak’ta doğmuş olan Atalay, ilk, orta ve medrese öğrenimini burada yaptı, 1905’te İstanbul’a giderek Hacı Ahmet Efendi’nin öğrencisi oldu. Ardından da, 1909 yılında İstanbul Darülmuallimin Mektebi’ne (İstanbul Öğretmen Okulu’na) girdi. Bu okulu 1912’de bitirip Konya, Trabzon, Ankara, İstanbul, Maraş, İçel ve Niğde’de öğretmenlik ve türlü yöneticilik görevlerinde bulundu. 1919’da, İçel’deki milli eğitim (maarif) müdürlüğü görevi sırasında Silifke’de öğretmen arkadaşlarıyla Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurdu. Kurtuluş Savaşı sırasında birçok çalışmalara katılan Atalay, 1920’de, Kütahya’dan milletvekili seçildi. Üç dönem Aksaray, üç dönem de Kütahya Milletvekilliği yapan Atalay’ın TBMM üyeliği, 7’nci dönem sonuna dek sürdü.

Atalay’ın, onu dilimiz bağlamında konumlandıran başta gelen kimliği, bir dilbilimci de olmasıdır. Bir süre Milli Eğitim Bakanlığı’nda kültür müdürlüğü görevinde de bulunan Atalay, bu görevi sırasında halk ağzından söz derlemesi çalışmasını gerçekleştirdi. Türkçenin biçimbilgisiyle ilgili incelemeler yayımlayan Atalay, bu başlığa giren Türk Dili Kuralları (1931), Türkçemizde –men, -man (1940), Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerine Bir Deneme (1942), Türkçede Kelime Yapma Yolları (1946) adlı yapıtları verdi. Atalay’ın bir başka önemli bilimsel çalışması da, dilimizin tarihsel dönemlerine ilişkin dil yapıtlarını günümüz Türkçesine çevirmek olmuştu.

Yazarlığıyla da tanınan Atalay, 1932 yılında toplanan I. Türk Dil Kurultayı’nın katılımcılarındandı. Bu kurultayda Türk Dil Kurumu’nun (TDK’nin) önkuruluşu olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti üyeliğine seçilen Atalay, bu görevinin ardından da, 1951 yılına dek sürdüreceği TDK Saymanlığı görevine getirildi. Atalay, 1937-1942 yollarında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi’nde Farsça profesörü olarak da çalıştı. Roman ve denemelerinin yanı sıra tarih ve din konularında yapıtlar veren, çeviriler yapan Atalay’ın önemli çalışmalarının başında, Divan-ı Lügat-it Türk ile Kuran-ı Kerim’in dilimize kazandırılması gelir. Besim Atalay, yıllar boyunca topladığı ender yazmaları Milli Kütüphane’ye, budunbetimsel Türk eşya ve levhalarını da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne bağışlamış olmasıyla da tanınıyor. Bu yüce gönüllü bilimci, yazar ve araştırmacı büyüğümüz aramızdan 7.11.1965’te ayrıldı.

Atalay, Türk dilinin değerli, değerli olduğunca da önemli savunucularındandı; savunduğu görüşlerin ne denli yol gösterici olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.

* * *
Yarın 23 Nisan...

Radyomda, tevelerde cıvıl cıvıl çocuk sesleri olacak... Sonra alanlara taşacak bu sesler... Kuşlar olanca neşeleriyle çocuklara eşlik edecek. Kendileri gibi pek çok şeyden habersiz olan çocuklara... Çocuklar, sorunlar yumağı içinde yaşadıklarını algılayacak yaşta değiller henüz.

Ve ülkemizin kurtuluşu anlatılacak... Kimileri, biliyorum, laf olsun diye söz edecek bundan. Çocukluk günlerimi daha bir acıyla anımsayacağım...

Ne o?!... Gözyaşlarım şimdiden yoğunlaşmaya başladı... İçimdeki acı da... Evet, yaşlandım.

*
Yok, hayır yaşlanmadım! İçime akıttığım yaşlar, bedenimi saran acı, geçmişi bilip geleceği görmenin doğurduğu bir hırsın belirtisi...

Ve ben, bugün yeniden bilenen bir hırsla bütün değerlerimizi daha da yüceltme yolundayım. Biliyorum, kapanan gökler eninde sonunda aydınlığa erecek.

Yarın 23 Nisan... Ulusumuza kutlu olsun.

23 Nisan’ı içlerinde duyumsayanlara ne mutlu!..


İnal Karagözoğlu
Yarımca, 22 Nisan 2008

http://www.ilgilik.net

______________
* http://www.dildernegi.org.tr/TR/Belg...14B919C9A344EA

© 2008 İK

Toplam Yorum 1

Yorumlar

Eski
Hayat güzeldir kullanıcısının avatarı
Bugün benim için çok güzel ve umut dolu.Bununla ilgili mutlulugumu en güzel ifade edecek sözler.BUGÜN 23 NİSAN NEŞE DOLUYOR İNSANEllerine sağlık .
permalink
Hayat güzeldir tarafından 13:27, 23-04-2008 tarihinde yazıldı. Hayat güzeldir çevrimdışı
 
inalkgo-Son Yazıları

Saat 03:42.


Powered by: vBulletin Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0
Türkçe Çeviri: TurkForum.Net
© TürkForum Ailesi 2003-2008