Gidişat
attilahun tarafından 22:18, 11-05-2008 tarihinde yazıldı.
GİDİŞAT
Kısa bir gidişat değerlendirmesi, somut bir değerlendirme yapmak istedim. Konu tabi ki ülkemiz, milli bütünlüğümüz ve dünyanın bu konudaki durumu ile ilgili.
Sağ-sola, bir takım durumlara değinmeden (veya kısa kısa değinerek) bazı noktaları burada yazmak istedim. Okuyalım, düşünelim, neler yapabileceğimiz hakkında görüşler sunalım.
Ankara'nın göbeğinde bir terörist, canlı bomba, öldürülüyor. Polise başka çare bırakılmıyor. Ve başta kaypak medya olmak üzere yine aynı şarkı: "Katil polis! Faşistler!" Ve AB'den de benzeri tepkiler geliyor. Ama İngiltere'de bir şüpheliyi -hem de etkisiz hale getirdikten sonra- vuruyorlar. Şarjörü boşaltıyorlar adama. Ve adam turist çıkıyor. Bizim polisimize tepki gösterenler, burada sessiz kalıyor ne hikmetse.
Eskiden gerçekleşmesine olanaksız olarak baktığımız, hatta aklımıza bile gelmeyen bir takım şeyler şu anda gerçek oluyor. Eskiden (yıllar yıllar önce) bir başbakanın teröristbaşından “sayın” diye bahsedebileceğini ve şehitlerimizden de “kelle” diye bahsedebileceğini düşünebilir miydiniz? Peki, bir yazarın çıkıp da İstiklal Marşımızı eleştirebileceği, hatta İstiklal Marşımıza hakaret edebileceği hiç aklınıza gelir miydi? Aynı yazarın Türk kanından “Türk'ün pis kanı” diye bahsedebileceği ve bu adamın bir kahraman ilan edilebileceği aklınıza gelir miydi hiç? Yıllar öncesinde Güneydoğu ve kısmen Doğu Anadolu’da var olan terör olaylarının İstanbul’da, Adana’da, Bilecik’te, İzmir’de, Mersin’de olabileceği aklınıza gelir miydi? Türk Bayrağı’na alenen saldırılması, Atatürk büstlerinin saldırıya uğraması hiç aklınıza gelir miydi? Kapkaç, tecavüz ve her türlü ahlaksızca olaylar bu kadar sık oluyor muydu yıllar önce? Askerimizin başına çuval geçirileceği hiç aklınıza gelir miydi peki?
Ama şimdi bunlara alıştırılıyoruz. Ben inanıyorum ki bunlar bilinçli olarak yapılan, bir şekilde organize edilen bir takım durumlar. Amaç da millet olarak buna alıştırılmamız. Bu durumlara yavaş yavaş alıştırılarak, bazen de uygun bir takım yöntemlerle milletçe “gazımız alınarak” sessiz kalmamız veya anlık, kısa bazı tepkiler vererek bir süre sonra tamamen unutmamız amaçlanmakta. Bunları ifade ettiğim için bana isteyen istediği kadar “paranoyak” diyebilir. Bu saatten sonra kimin ne dediğine kafa yoracak değilim. Ortada gerçekler var ve yukarıda anlattıklarımı ben uydurmadım. Olan şeyler bunlar.
İlk önce "düşünce özgürlüğü, insan hakları" diye ortaya çıktılar. Bir yerde bir terörist öldürüldü, hemen "insan hakları" diye ortaya çıktılar. Türk'ün kanına, İstiklal Marşına söven birini vurdular, Türk düşmanı bazı tipler yine aynı şekilde sokaklara döküldüler. Yazarı vuran kişiyi/kişileri yorumlamıyorum, o şahsa (kanımıza söven yazar müsvettesine) cezasını devlet vermeliydi. Bir devlet, bütünlüğüne kast edenlere gereken cezayı/yaptırımı uygulamazsa sürecin genel bir sorunu olarak tepki milletten gelir. Bu tarihte de böyle olmuştur hep.
Ama asker vurulduğunda "insan hakları" kavramını göremiyoruz nedense. Hatta devletimizin ve milletimizin bütünlüğüne kast eden tiplere düşünsel anlamda bile olsa tepki vermek istediğimizde "provokasyonlara gelmeyin" diyerek susturulmaya çalışıldık. Ama bize "provokasyonlara gelmeyin" diyenlerin birçoğu nedense devletimizi bölmeyi amaçlayanlara tepki göstermiyorlar. İnsanın aklına türlü türlü şeyler geliyor.
Din tüccarları, "Filistin'de zulüm" sakızını çiğnemeye devam ediyor. Ama ne hikmetse Doğu Türkistan'ın, Türkmeneli'nin durumu umurlarında değil. Bu nasıl iştir? O Filistinliler değil miydi Avrupa kentlerinde PKK'lılarla birlikte elele eylem yapanlar? Ya Lübnan? Lübnan'a ağladılar. Ama Bekaa vadisinde o aşağılık örgütü kollayanlar, besleyenler, destekleyenler kimlerdi?
Biraz geçmişe gidelim. Daha dün Barzani denen zibidiyi koruyup kollamadılar mı ülkemizdeki bazıları? Peki, ya şimdi? Türk'ün Türk'ten başka dostu olmadığını biz yıllardır bas bas bağırıyoruz. Sadece bu bile bunun somut bir kanıtı değil mi?
Kızını üniversiteye yollayan ama terör örgütüne katılmasına mani olamayan bir baba çıktı televizyona. Kızı bir çatışmada öldürüldü. Daha birkaç günlük bir konu bu… Aynı çatışmada polislerimiz de ağır yaralandı. Hayati tehlikeyi atlatamadılar. Ama ne hikmetse ağır yaralı polislerimizden pek bahseden olmadı basında. "Bir babanın dramı" diye terörist kızın babasını gösterip durdular. Babasını bilemem. Ama kızı düpedüz terörist idi. Belli ki kızına da sahip çıkamamış. Şimdi bu adama "mazlum" muamelesi yapmanın gereği nedir? Ve tam bu sırada TAYAD denen dernek piyasaya çıkıp yine teröristleri destekleyen hareketler yaptılar.
Eğitim sisteminin içine edildi. Ve yönergelerin bir çoğu AB'den kotarılmış bir yığın saçmalık... Alt yapıyı oluşturmadan, "yaptım oldu" düşüncesi ile hayata geçirilmeye çalışılan bir yığın zırva... Ve sonuçta amaçsız, içi boş, kolay yoldan zengin olmayı hedefleyen bomboş bir gençlik var karşımızda. Ve "okulda şiddet" meselesi... Çaresiz öğretmenler, idealizmini yitirmeye başlayan (belki de çoktan yitirmiş) eğitimciler... Bunlar, bilinçli yapılan şeyler değil mi?
Televizyonlarda bir tane adam gibi eğitici program göreniniz var mı? Zoraki... Varsa yoksa bilmem kimin silikonları, kimin eli kimin cebinde türünden saçma sapan programlar, abidik gubidik yarışmalar, “sanatçı” diye yutturulmaya çalışılan bir takım zavallıların alakaya maydanoz durumları vs. gösterilmekte. Gazetelerde de durum aynı. Gazetelerde ülkemizin menfaatlerinden yana olan yazı göremiyoruz. Ülkemizin menfaatlerinden yana olan yazarlar da susturulmaya çalışılmakta. Bunun en son örneğini Sn. Emin ÇÖLAŞAN’ın Hürriyet’ten kovulmasıyla gördük.
Bizim yıllardır söylediğimiz bazı şeyleri Genelkurmay Başkanımız Sn. Yaşar BÜYÜKANIT birkaç gün önce dile getirdi. Meclisimizde PKK’lıların olduğunu açık çık ifade etti ki biz bunu çoktandır söylüyorduk. Hemen ardından, bazı milletvekilleri (ki hangi milletin vekilidir bu şuursuzlar, o da ayrı konu) mecliste PKK’lı görmediklerini ifade ettiler. Biz yalan söylüyoruz o halde. Yaşar Paşa da yalan söylüyor bu şuursuzlara göre. Ve hatta bu şuursuzların açıklamalarına göre şehitlerimiz de ölü taklidi yapıyorlar. Öyle ya, ortada terörist falan yok, biz paranoya yapıyoruz bu heriflere göre!
Durum vahim görünüyor. Ama bu durumu düzeltecek olan da bizleriz. Bundan dolayı derhal organize olmalı, durumu değerlendirmeli, imkanlarımızı düşünüp harekete geçmeliyiz. Boş laf üretecek, birbirimizi yiyecek vaktimiz kalmadı.
Sözün bittiği yerdeyiz.
Kısa bir gidişat değerlendirmesi, somut bir değerlendirme yapmak istedim. Konu tabi ki ülkemiz, milli bütünlüğümüz ve dünyanın bu konudaki durumu ile ilgili.
Sağ-sola, bir takım durumlara değinmeden (veya kısa kısa değinerek) bazı noktaları burada yazmak istedim. Okuyalım, düşünelim, neler yapabileceğimiz hakkında görüşler sunalım.
Ankara'nın göbeğinde bir terörist, canlı bomba, öldürülüyor. Polise başka çare bırakılmıyor. Ve başta kaypak medya olmak üzere yine aynı şarkı: "Katil polis! Faşistler!" Ve AB'den de benzeri tepkiler geliyor. Ama İngiltere'de bir şüpheliyi -hem de etkisiz hale getirdikten sonra- vuruyorlar. Şarjörü boşaltıyorlar adama. Ve adam turist çıkıyor. Bizim polisimize tepki gösterenler, burada sessiz kalıyor ne hikmetse.
Eskiden gerçekleşmesine olanaksız olarak baktığımız, hatta aklımıza bile gelmeyen bir takım şeyler şu anda gerçek oluyor. Eskiden (yıllar yıllar önce) bir başbakanın teröristbaşından “sayın” diye bahsedebileceğini ve şehitlerimizden de “kelle” diye bahsedebileceğini düşünebilir miydiniz? Peki, bir yazarın çıkıp da İstiklal Marşımızı eleştirebileceği, hatta İstiklal Marşımıza hakaret edebileceği hiç aklınıza gelir miydi? Aynı yazarın Türk kanından “Türk'ün pis kanı” diye bahsedebileceği ve bu adamın bir kahraman ilan edilebileceği aklınıza gelir miydi hiç? Yıllar öncesinde Güneydoğu ve kısmen Doğu Anadolu’da var olan terör olaylarının İstanbul’da, Adana’da, Bilecik’te, İzmir’de, Mersin’de olabileceği aklınıza gelir miydi? Türk Bayrağı’na alenen saldırılması, Atatürk büstlerinin saldırıya uğraması hiç aklınıza gelir miydi? Kapkaç, tecavüz ve her türlü ahlaksızca olaylar bu kadar sık oluyor muydu yıllar önce? Askerimizin başına çuval geçirileceği hiç aklınıza gelir miydi peki?
Ama şimdi bunlara alıştırılıyoruz. Ben inanıyorum ki bunlar bilinçli olarak yapılan, bir şekilde organize edilen bir takım durumlar. Amaç da millet olarak buna alıştırılmamız. Bu durumlara yavaş yavaş alıştırılarak, bazen de uygun bir takım yöntemlerle milletçe “gazımız alınarak” sessiz kalmamız veya anlık, kısa bazı tepkiler vererek bir süre sonra tamamen unutmamız amaçlanmakta. Bunları ifade ettiğim için bana isteyen istediği kadar “paranoyak” diyebilir. Bu saatten sonra kimin ne dediğine kafa yoracak değilim. Ortada gerçekler var ve yukarıda anlattıklarımı ben uydurmadım. Olan şeyler bunlar.
İlk önce "düşünce özgürlüğü, insan hakları" diye ortaya çıktılar. Bir yerde bir terörist öldürüldü, hemen "insan hakları" diye ortaya çıktılar. Türk'ün kanına, İstiklal Marşına söven birini vurdular, Türk düşmanı bazı tipler yine aynı şekilde sokaklara döküldüler. Yazarı vuran kişiyi/kişileri yorumlamıyorum, o şahsa (kanımıza söven yazar müsvettesine) cezasını devlet vermeliydi. Bir devlet, bütünlüğüne kast edenlere gereken cezayı/yaptırımı uygulamazsa sürecin genel bir sorunu olarak tepki milletten gelir. Bu tarihte de böyle olmuştur hep.
Ama asker vurulduğunda "insan hakları" kavramını göremiyoruz nedense. Hatta devletimizin ve milletimizin bütünlüğüne kast eden tiplere düşünsel anlamda bile olsa tepki vermek istediğimizde "provokasyonlara gelmeyin" diyerek susturulmaya çalışıldık. Ama bize "provokasyonlara gelmeyin" diyenlerin birçoğu nedense devletimizi bölmeyi amaçlayanlara tepki göstermiyorlar. İnsanın aklına türlü türlü şeyler geliyor.
Din tüccarları, "Filistin'de zulüm" sakızını çiğnemeye devam ediyor. Ama ne hikmetse Doğu Türkistan'ın, Türkmeneli'nin durumu umurlarında değil. Bu nasıl iştir? O Filistinliler değil miydi Avrupa kentlerinde PKK'lılarla birlikte elele eylem yapanlar? Ya Lübnan? Lübnan'a ağladılar. Ama Bekaa vadisinde o aşağılık örgütü kollayanlar, besleyenler, destekleyenler kimlerdi?
Biraz geçmişe gidelim. Daha dün Barzani denen zibidiyi koruyup kollamadılar mı ülkemizdeki bazıları? Peki, ya şimdi? Türk'ün Türk'ten başka dostu olmadığını biz yıllardır bas bas bağırıyoruz. Sadece bu bile bunun somut bir kanıtı değil mi?
Kızını üniversiteye yollayan ama terör örgütüne katılmasına mani olamayan bir baba çıktı televizyona. Kızı bir çatışmada öldürüldü. Daha birkaç günlük bir konu bu… Aynı çatışmada polislerimiz de ağır yaralandı. Hayati tehlikeyi atlatamadılar. Ama ne hikmetse ağır yaralı polislerimizden pek bahseden olmadı basında. "Bir babanın dramı" diye terörist kızın babasını gösterip durdular. Babasını bilemem. Ama kızı düpedüz terörist idi. Belli ki kızına da sahip çıkamamış. Şimdi bu adama "mazlum" muamelesi yapmanın gereği nedir? Ve tam bu sırada TAYAD denen dernek piyasaya çıkıp yine teröristleri destekleyen hareketler yaptılar.
Eğitim sisteminin içine edildi. Ve yönergelerin bir çoğu AB'den kotarılmış bir yığın saçmalık... Alt yapıyı oluşturmadan, "yaptım oldu" düşüncesi ile hayata geçirilmeye çalışılan bir yığın zırva... Ve sonuçta amaçsız, içi boş, kolay yoldan zengin olmayı hedefleyen bomboş bir gençlik var karşımızda. Ve "okulda şiddet" meselesi... Çaresiz öğretmenler, idealizmini yitirmeye başlayan (belki de çoktan yitirmiş) eğitimciler... Bunlar, bilinçli yapılan şeyler değil mi?
Televizyonlarda bir tane adam gibi eğitici program göreniniz var mı? Zoraki... Varsa yoksa bilmem kimin silikonları, kimin eli kimin cebinde türünden saçma sapan programlar, abidik gubidik yarışmalar, “sanatçı” diye yutturulmaya çalışılan bir takım zavallıların alakaya maydanoz durumları vs. gösterilmekte. Gazetelerde de durum aynı. Gazetelerde ülkemizin menfaatlerinden yana olan yazı göremiyoruz. Ülkemizin menfaatlerinden yana olan yazarlar da susturulmaya çalışılmakta. Bunun en son örneğini Sn. Emin ÇÖLAŞAN’ın Hürriyet’ten kovulmasıyla gördük.
Bizim yıllardır söylediğimiz bazı şeyleri Genelkurmay Başkanımız Sn. Yaşar BÜYÜKANIT birkaç gün önce dile getirdi. Meclisimizde PKK’lıların olduğunu açık çık ifade etti ki biz bunu çoktandır söylüyorduk. Hemen ardından, bazı milletvekilleri (ki hangi milletin vekilidir bu şuursuzlar, o da ayrı konu) mecliste PKK’lı görmediklerini ifade ettiler. Biz yalan söylüyoruz o halde. Yaşar Paşa da yalan söylüyor bu şuursuzlara göre. Ve hatta bu şuursuzların açıklamalarına göre şehitlerimiz de ölü taklidi yapıyorlar. Öyle ya, ortada terörist falan yok, biz paranoya yapıyoruz bu heriflere göre!
Durum vahim görünüyor. Ama bu durumu düzeltecek olan da bizleriz. Bundan dolayı derhal organize olmalı, durumu değerlendirmeli, imkanlarımızı düşünüp harekete geçmeliyiz. Boş laf üretecek, birbirimizi yiyecek vaktimiz kalmadı.
Sözün bittiği yerdeyiz.
Toplam Yorum 0
Yorumlar
attilahun-Son Yazıları
- Hrant Dink (11-05-2008)
- Perinçek Dosyasi (11-05-2008)
- Dün Ve Bugün (11-05-2008)
- ülkücü Mü, Ulusalci Mi, Turanci Mi? (11-05-2008)
- Pkk Mi, Kürt Terörü Mü? (11-05-2008)







