<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>TurkForum.Net-Bilgi Paylaşıldıkça Güzeldir - Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</title>
		<link>http://www.turkforum.net/</link>
		<description>Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları Bölümünde Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tarihi,Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Yaklaşımları ve Yöntemleri,Depresyon testleri ve Kişilik,Felsefe Taslakları,Felsefi Sorular,Felsefi Argümanlar,Felsefe Yazıları,Ontoloji hakkında bilgileri bulabilir ve paylaşabilirsiniz.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 23:57:13 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.turkforum.net/images/styles/RoyalFlush/misc/rss.png</url>
			<title>TurkForum.Net-Bilgi Paylaşıldıkça Güzeldir - Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</title>
			<link>http://www.turkforum.net/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Beden Dışı Deneyim - Astral Seyehat</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704478-beden-disi-deneyim-astral-seyehat.html</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 20:11:31 GMT</pubDate>
			<description>Beden dışı deneyim (OBE - out of body experience) öldükten sonra ruhun yaşamına devam etmesi zihnin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Beden dışı deneyim (OBE - out of body experience) öldükten sonra ruhun yaşamına devam etmesi zihnin vücuda bağımlı olmadığını gösterir. İslam inancında da ölüm sonrası yaşam, kabir azabı ve benzeri inançlar öldükten sonra da tam bir bilinçlilik içerisinde olunduğuna kanıt teşkil edebilir. bu kavrama göre zihin bazı yönlerden bağımsız bir bütündür. Bu da zihnin ölümden önce vücuttan ayrılabileceği ve vücuda herhangi bir zarar vermeden dönebileceği gibi bir olasılığın varlığını gösterir. Bir araştırmaya göre Oxford Üniversitesi'nde görüşmeye alınan öğrencilerin %34'ü kimi zaman vücutlarının dışından kendilerini seyretmeleri gibi bir tecrübe yaşadıkları saptanmıştır. Ernest Hemingway, Arthur Koestler, Vircinia Woolf, D.H. Lawrence gibi yazarlarda bu tür tecrübeleri yaşadıklarını belirtmişlerdir. Cenk Koray'da kendi başından geçen bir olayda koltukta otururken birden koltuktaki fiziksel bedenini seyrederken bulduğunu söylemişti. Vücuttan ayrılma olgusu, yaşamın tehlikede olduğu yada tehlikedeymiş gibi göründüğü zamanlarda, aşırı fiziksel gerilim koşullarında, genellikle kendiliğinden çıkış bir çok defa söylenmiştir. Bu tür insanlar olay sırasında (rüyadaymış gibi) olaya ilgisiz bedenlerini izlemişler çoğu kez uzun bir süreden sonra kendi vücutlarına baktıklarının farkına varabilmişlerdir. Demek ki farkındalık her yerde olduğu gibi burada da büyük rol oynuyor. Tipik bir boğulma olayından yaşama dönen bir kazazede vücuttan ayrılma tecrübesini söyle aktarıyor: &quot;Babamın teknesinde çalışırken kardeşlerimi büyük bir korkuyla ayak bileklerime asılırken gördüm, bedenim denizin dibine doğru çekiliyordu, boğulmak üzereyken babamın da yardıma geldiğini korkuya kapılmış kardeşlerinim eve doğru koştuğunu gördüm. Babamın bütün uğraşı beni kurtarmaktı ve bende vücuduma dönmeye çalışıyordum.&quot; O halde, vücut dışı deneyim (Astral Seyahat) var mıdır? Tabii ki kişi kendisi böyle bir deneyim yaşamadan tam bir inanç sahibi sanırım olamaz. zaten böyle bir deneyim geçirdikten sonrada inanmış değil bilmiş oluruz. Bazen de bir kimse ölmek üzereyken yada öldüğü anda bir yakınına hayalet biçiminde görünür. Buna benzer bir olay hermetics.org yazılar bölümünde mevcut. Eski Mısır'lılarda ruhun yada Ba'nın ölümden sonra vücudun üstüne yükselen ve kuşa benzer bir varlık olduğuna inandıklarını dair duvar resimleri mevcuttur.<br />
<br />
<br />
&quot;İNSAN, GİZLİ KALMIŞ ŞEYLERİ BİLMEK İÇİN NE KADAR ÇABALASA DA, GERİYE SAYILAMAYACAK KADAR ÇOK ŞEY KALIR Kİ HAKKINDA ANCAK &quot;SANIRIM&quot; DİYE KONUŞABİLİR&quot;<br />
<br />
Friedrich Von Logan.<br />
<br />
<br />
Cadılıkta Astral Seyahat'in yeri ve önemi büyüktür. Özellikle Engizisyon Mahkemeleri farklı bölgelerde yaşayan bir çok cadıyı sorguladıklarında cadılar belirli zamanlarda Astral Boyutun belirli bir bölgesinde ayin yaptıklarını söylemeleri kayıtlara geçmiştir. Austen Osman Spare de &quot;Cadı Annem&quot; (küçük yaşta kendisine okült konularda yardım etmiş bir cadı) dediği kişiyle yılın belli zamanlarında Astral ayinlere katıldığını söylemektedir. A.O. Spare'i incelediğimizde en çok üzerinde durduğu konu &quot;uyku uyanıklık arası&quot; dönemidir. Bu da söylediklerini bana göre destekler niteliktedir. Çeşitli kayıtlara göre cadılar &quot;uçma merhemi&quot; denilen bir ilacı kullanarak, astral çıkışı gerçekleştiriyorlardı. Bir yağda kaynatılmış yabani havuç, baldıran otu, beş parmak otu, köpek üzümü, güzel avrat odu, adamotu, kaplan boğan, boru otu gibi zehirli ve uyuşturucu maddeler içeren bu merhem çıplak vücudun her yerine iyicene ovularak sürülür ve bu sayede merhemde kullanılan bitkilerin yardımıyla cadı koma haline benzer bir hal alır, Fiziksel Beden'den Astral Beden ayrılır. Astral boyuta çıkıldıktan sonra kendilerine verilen koç, keçi, süpürge türü Astral araçlarla ayin yerine uçarak gittikleri orada dünyanın farklı bölgelerinden gelen bazılarına göre 100 bazılarına göre daha fazla cadıyla ayine katıldıklarını söylemeleri ve hepsinin de yaklaşık aynı cevabı vermeleri gerçekten ilgi çekicidir. Fakat Engizisyon Mahkemeleri bu cadıları suçlu bulup canlı canlı yakma cezasına çarptırdığı için bu cadıların bir çok bilgisi bu zamana ulaşamadan ne yazık ki yok olmasına sebep olmuştur. (Bu tür tarifler günümüzdeki okült kaynaklarında halen mevcuttur ama ne kadar işe yararlar...?)<br />
<br />
 <br />
<br />
KABALA<br />
<br />
<br />
&quot;Harfleri yay üstlerinden geçtikçe titreşen keman telleri gibi gör ve ruhun ilahi müziğinin aynı şekilde hızlanmasına izin ver&quot;<br />
<br />
Abraham Ben<br />
Samuel Abulafia.<br />
<br />
Tzeruf (harf permütasyonu) olarak bilinen meditasyon tekniği, dili onun yapısını bölüp geçen mistiğin akılcılık üstü düzeye çabuk ulaşmasını sağlar. Bu değişik düşünme şeklini uygulayan kabalacı, bir ayeti akılcı anlamını kaybedene değin ve hatta anlamını kaybettikten sonra da zikreder, işte o zaman aniden &quot;anlamın ötesinde bir anlam beliriverir.&quot; Görüldüğü gibi harfler üzerinde meditasyon, özel nefes teknikleri ve bedendeki çeşitli merkezler üzerine yoğunlaşma ile desteklendiğinde, kişiyi kendinde geçirmektedir.<br />
<br />
&quot;Tzeruf meditasyonu için en iyi saat gece yarısıydı. Bu saatlerde, dua şallarına sarınmış ve ışıl ışıl yanan mumlarla çevrelenmiş olan kabalacı, beyaz kağıtlar üstüne siyah mürekkeple kutsal harfleri yazmaya başladı. onları birbirleriyle eleştirdikçe kalbinde sıcak, pırıl pırıl duygular hissediyordu. Bu duygular inişe geçen Shefa yada ölümsüz akımın işaretleriydiler. Önceden belirlenmiş melodilere uygun belirli adları söylerken, tıpkı Merkabah mistiklerinde anlatılan türde hava, ısı, çağlayan su veya akan yağ hislerine kapılarak kendinden geçti. &quot;Babanın uyardığı gibi, seni yakmaması için ateşten, boğmaması için sudan ve zarar vermemesi için rüzgardan kaçın- dedi Abulafia. Bu an, ruhun vücuttan öylesine delice kurtulmak istediği bir andı ki, ölümle sonuçlanabilirdi. Bu yüzden, Abulafia, oluşabilecek titreme, gözyaşı ve hatta olumlu duyguları gözardı edip, kişinin dudaklarından bir sözcük seli ve birbirini tutmayan cümleler halinde dökülecek. Shefa'ya karşı dikkatli olmasını öğütler. Bu noktada, dikkatli mürit kendini bir melekler çemberinin ortasında hayal eder. Melekler ona kutsal mesajı çözmesinde yardımcı olurlar: &quot;Harfler öyle büyük bir hızla cevabı oluşturacaklar ki, kalemle yazı tahtası elinden düşebilir.&quot; Ölümsüz akımın yaydığı pırıltı, yok edicilikle tehdit ediyorsa da Abulafia'nın müridi, vücudun ölümü halinde bile ruhunun yaşayacağını bildiğinden, yolunda devam etti. Gerçekten de vücuduyla olan bağı zayıfladıkça ruhu güçlenip, canlandı. Ustası &quot;Bu, yüksek şuur düzeyine ulaştığını gösteriyor&quot; dedi.<br />
<br />
Bu yazdığım alıntılardan da anlaşılacağı gibi Kabala'ya göre harf permütasyonu Astral Seyahat için kullanılabiliyor. Fakat burada anlatılanlar daha ilahi amaçlar için. Ama yine de ilahi yolda edinilen becerilerin daha yüksek bilgiler için sadece birer basamak olduğu açıkça görülebilir. Ve yükseldikçe daha da dikkatli olunması gerektiğini anlıyoruz.<br />
<br />
Öncelikle herkesin kendi tekniğini bulması gerektiğini belirtmek isterim, çünkü bir teknik yok ve duygusal bedeni ilgilendiren bir konu olduğu için hangi tekniği daha rahat yapabiliyorsan onu kullanmalısın. Kendi tekniğini buluncaya kadar öğrendiğin teknikleri uygulamalısın. Örneğin bu yazıdaki teknikler ya da Golden-Dawn’in (altın Şafak Hermetik Cemiyeti) öğrencilerine verdiği tekniği, hangisi kolayına gelirse onu. Tek kural var; “bedeni uyutup, zihni uyanık tutmak”.<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
1-Rejim<br />
<br />
Öncelikle rejim konusuna değinirsek sanırım yanlış yapmış olmayız. Yalnız Astral Seyahat değil okült çalışmalarda da olduğu gibi yenilmesi ve yenilmemesi gereken bazı yiyecekler vardır. (Altın Şafak Hermetik Cemiyetinin kurucularından) S.L. MacGregor-Mathers ve eşi sıkı vejetaryendiler. Bundan da anlaşılacağı gibi hayvansal besinlerden özellikle kırmızı etten uzaklaşmakta fayda vardır. <br />
<br />
Hani bir söz var “Ne yersen o olursun”. Burada kastedilen konunun duygusal yönü tabii ki. Yani uyumlu bir enerji yaymamız için hayvani besin tüketilmemeli. Bunun yanında üstat Majisyen Eliphas Levi’nin bazı uyarılarına göre kızartmalar, bol yağlı ve hazmı zor yiyecekler, fındık, fıstık vb... çerezler yenilmemeli. Un, şeker ve tuz tüketimini en aza indirmelidir. Hala piyasada bulunan Astral Seyahat Teknikleri isimli kitapta ise her gün bol miktarda havuç ve en az bir adet çiğ yumurta tüketilmesi gerektiği ve bol bol sıvı alınmasının faydalı olacağı belirtiliyor. Çalışma başlamadan en az 4 saat önce ve çalışma bitinceye kadar, hiçbir yiyecek yenmemeli sıvı içecekler ise minimum düzeyde alınmalıdır. Öncesinde oruçta faydalı olabilir.<br />
<br />
<br />
2-Sabır ve Azim<br />
<br />
Sabır konusunda kimse bir şey söylememişse de ben birkaç şey söylemek istiyorum. Her türlü okült faaliyetlerde olduğu gibi Astral Seyahat çalışmalarında da sabır, azim ve soğuk kanlılık çok önem arz etmektedir. Eğer çalışmalar her gün yapılmıyorsa ya da en az haftada 3-4 defa yapılmıyorsa sonuç gecikebilir. Çalışma yapılırken sabır ve azimle her ayrıntı üzerinde yeteri kadar durularak yapılmalıdır. 2-3 ay deneyip bırakanlar genellikle çoğunluğa uyup başaramayanlardan olurlar. Devamlı uygulandığında yaklaşık 5-6 ayda başarılabilir (başarı sizin ciddiyetinize ve azminize bağlıdır.)<br />
<br />
 <br />
<br />
3-Zamanlama<br />
<br />
Genellikle günün ilk saatleri önerilse de bu zamanda yapamayanlar için sabah uyandıktan sonra veya birkaç saatlik uykudan sonra denemek uygun zamanlar arasındadır. Hiç birini yapamıyorsanız gece yatarken ya da istediğiniz her hangi bir zamanda yapılabilir. Bu arada unutmamak gerekir ki çalışmayı yaptığınız gün cinsel herhangi bir faaliyet çıkış şansınızı azaltır. Belki bir kadeh şarap yararlı olabilir (konsantrasyon açısından). Ama aşırı alkol sakıncalıdır. Zamanlama konusunda uygun gezegen saatleri de mevcuttur. Bunları vermemin sebebi bu saatlerde sert gezegen etkilerinden korunmuş olacağınızdır (tabii verilen ritüellerle beraber yapıldıkları taktirde) yani daha güvenli saatlerdir. günlerin gezegenlerine ait ilk saatler ayrıca güneş, ay, venüs ve merkür gün ve saatleri merkür diyorum çünkü merkür iletişimler yolculuklarla ilgili bir gezegendir. Bir de gezegen tütsülerini kullanmanızı öneririm.<br />
<br />
 <br />
<br />
4-Dua<br />
<br />
Çalışma öncesi kendinize telkin verebileceğiniz gibi çalışmaya başladığınız anda: “Bu gece/gün Astral Seyahat yapmak istiyorum, yüksek benliğim/koruyucu meleğim bana lütfen yardim et” vb. tarzda dua edilmesinde fayda vardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
5-Yer<br />
<br />
Bu iş için eğer okült çalışmalar yapabileceğiniz bir oda varsa çok iyi (her okült çalışmada olduğu gibi psişik saldırılara karşı odayı negatif unsurlardan temizlemek ve elementleri dengelemek için KDPR (Küçük Defetme Pentagram Ritüeli) uygulanırsa çok iyi olur). Eğer böyle bir imkanınız yoksa kendiniz rahat hissettiğiniz ve rahatsız edilmeyeceğiniz (en az 1-2 saat) bir yer olabilir. Arındırıcı törensel bir banyodan sonra Gevşeme Ritüeli ardından KDPR arkasından OSR (Orta Sütun Ritüeli) yapıp çakralarınızı dengelemelisiniz. Bu uygulamaları yapabileceğiniz bir mekan yoksa hayal ederek yapılmasında bir sakınca yoktur (çalışma yaptığınız günün pozitif tütsülerinden birini yakmanızda yararlı olur, loş bir ortamda olması bir adet mum - tercihe göre değişebilir ama uygulama gününün gezegenine uyan bir mum rengi daha iyi olur - kullanılması konsantrasyon açısından yararlıdır).<br />
<br />
 <br />
<br />
6-Nefes<br />
<br />
KRAL SÜLEYMAN'IN NEFES ALIŞTIRMALARI<br />
<br />
Rabbi Simeon'a göre, büyük bir şarkı söyleme ve konuşma ustası olan Süleyman, bu dalınç (contemplation) alıştırmasını kendi derin deneyimleri sonucu oluşturmuştur. Ağacın yedinci küresine değin yükselen Süleyman, kendisini izlemek isteyecekler için bu mistik yükselişini üç kitaba sığdırmıştır: &quot;Şarkıların Şarkısı&quot; kitabında, Güzellik (Tifaret) olarak bilinen kürenin doğasını, Mezmurlar kitabında adalet (Geburah) küresini, Özdeyişler ise Sevgi-İyilik (Hesed/Gedulah) küresini tanımlar.<br />
<br />
Süleyman'ın, kendisi de şair olan babası Davut, ona, görsel deneyimlerin yaşanmasını ve sonucunda bu üç değerli kitabın yazılmasını sağlayan esini yada &quot;Kutsal nefesi&quot; uyandırma yöntemini göstermiştir. &quot;İnsan nefesi, hava, ateş ve su gibi narin elementlerin karışımıdır. Nefes almadan yaşayamaz, ölürüz. Nefeste saklı bulunan sırları öğrenen ve onlarla alıştırmalar yapan Süleyman, doğanın yaratılmış şeyler üzerindeki fiziksel örtüsünü kaldırabilmiş ve onun altındaki ruhu görebilmiştir.&quot; der Rabbi Simeon. Dolayısıyla genellikle kibir (hebli) olarak tercüme edilen Mezmurlar da, daha örtülü anlamıyla &quot;Nefesimin günlerinde herşeyi gördüm, hebel.&quot; Olarak da okunabilir. Daha da kapalı olmayan şekliyle Rabbi Simeon, Süleyman'ın bütün dikkatini beyindeki beyaz maddeye toplamışken, nefes alıp verme şeklini değiştirme tekniğini öğretiyordu. İnsan'ın Tanrı'yla bütünleşmesinin, en iyi olarak dünyada ve nefes aracılığıyla gerçekleşeceğini ısrarla söyleyen Rabbi Simeon, nefes alıp vermenin gizemini, Tanrı'nın birliğini her günkü zikri olan Shema'ya benzetir. Rabbi Simeon, Duada yer alan üç ismin (YHVH, Elohaynu, YHVH), insan nefesindeki ateşi, havayı ve suyu ifade ettiğine dikkati çeker. Duasını zikrederken, Ağacın üzerindeki üç sıfatı (Taç, Bilgelik, Anlayış) gözünün önünde canlandıran Kabalacı, kendi nefesini kutsal akışın aktığı bir kanala dönüştürür. İnsanın ağzı ve dudakları oynarken, kalbi ve iradesi bütünün birliğini yüceltmek için en yukarılara doğru süzülmektedir.<br />
<br />
Kabalada nefesin ne kadar önemli olduğunu buradan anlayabiliyoruz.<br />
<br />
Çok çeşitli nefes alıştırmaları vardır ve çalışma öncesi bu egzersizleri yapmak faydalıdır. Astral Seyahat çalışmasında faydalı olduğuna inandığım ve genelde kullandığım kare nefes tekniğini vereceğim. Ama isterseniz başka bir teknikte kullanabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
1. Nefes tekniği;<br />
<br />
-Rahat bir kıyafet giyin, eğer sizi rahatsız eden bir şey varsa kalkıp onu halledin. Daha sonra rahat edebileceğiniz yatak veya yere uzanın (sırtınız yere paralel olacak şekilde), başınızın altına, başınızla sırtınızın açısını bozmayacak bir yastık kullanabilirsiniz. (kare nefes tekniği üzerinde tefekkür ediniz) 3-4 defa derin nefes alın (nefesinizi karın bölgesine alıp bırakın, göğsünüzü şişirmeyin). Tüm nefesinizi boşaltın. Bu şekilde içinizden, birden dörde kadar sayın.<br />
-Nefes alırken birden dörde kadar sayın.<br />
-Nefesinizi tutun, birden dörde kadar sayın.<br />
-Nefesinizi bırakırken birden dörde kadar sayın.<br />
<br />
Bu şekilde nefesiniz rayına oturasıya kadar bu konumu koruyun.<br />
<br />
<br />
2. Nefes tekniği<br />
<br />
Burnunuza konsantre olun nefes alırken burnun ucundaki soğukluğa verirken sıcaklığa konsantre olun nefes alıp verdiğinizde içinizden bir, tekrar nefes alın verirken iki... şeklinde on'a kadar sayın ve tekrar bir'den ona kadar sayın şaşırdığınızda, aklınız karıştığında hep bir'den başlayın bu sırada aklınıza gelen tüm düşünceleri atıp sadece burnunuzun ucundaki sıcak-soğuk havayı hissedin bu şekilde bir süre sonra her tarafınızın uyuştuğunu göreceksiniz. devam edin ta ki sadece nefesinizin sesi kalana dek. O zaman tekniklerden birini deneyin.<br />
<br />
<br />
3. Nefes tekniği<br />
<br />
Nefes alırken 8'e kadar sayın nefesinizi tutun 16 ya kadar sayın bırakırken 4'e kadar sayın bu sayede pranayı ciğerlerde daha fazla tutmuş oluyoruz. Hazır olunca tekniğe geçin.<br />
<br />
<br />
7- Gevşeme<br />
<br />
Astral Seyahati açıklarken vücudu uyutup bilinci kandırarak uyanık kalmak şeklinde bir yorum yapmıştık buna ek olarak vücudun daha kolay uyku hali alabilmesi için kasların gevşetilmesi gerekmektedir. Astral Bedenin bazı kaslar tarafından tutulduğu kasların gevşetilmesiyle Astral Bedenin serbest kalacağı fakat bu kasları tam olarak gevşetmek için sürekli çalışmak gerekiyor. Astral Seyahat sırasında vücudun bir başkası tarafından rahatsız edilmemesi gerektiğini bunun ölüm riski bile taşıdığı yazılıydı bazı kaynaklarda. Astral Seyahat Teknikleri ismindeki kitapta kasları gevşetme tekniği var (isteyen bu kitaptan yararlanabilir).<br />
- Ayak tabanı, parmaklar ve bileğinize kadar olan kısmı nefes alıp tuttuğunuzda gücünüzün yettiği kadar sıkın birden dörde kadar içinizden sayın ve gevşetin, nefesinizi bırakırken dörde kadar sayın sonra içinizde hava yokken dörde kadar sayın bunu 3 defa tekrarlayın sonra da ayak parmaklarınızı ters istikamete doğru aynı işlemi tekrarlayın.<br />
- Ve sırasıyla ayak bileğinizden diz kapağınıza kadar olan kısmı<br />
- Diz kapağınızdan (baldır dahil) kalçaya kadar olan kısmı<br />
- Sonra diğer bacak için aynısı<br />
- Kalçalar<br />
- Karın boşluğu<br />
- Sırtınız (kö<acronym title="Page Ranking">pr</acronym>ü şekliyle)<br />
- Göğüsler<br />
- Sağ el parmakları bileğe kadar sonra da ters istikamete doğru<br />
- Bilekten dirseğe kadar<br />
- Dirsekten omuzlara kadar<br />
- Sonrada diğer kol için aynısı<br />
- Omuzlar ve trapez kasları<br />
- Boyun kasları (kafayı göğse doğru eğerek)<br />
- Çene kasları (çeneni göğse eğerek)<br />
- Surat kasları (gözlerini sıkıca kapayarak daha sonra kaslarını gererek)<br />
Her kası kasıp gevşetirken 3 er defa tekrarlamalısınız. Bu işlemler bittikten sonra 2-3 defa derin nefes alarak nefesi rahatlatmalısınız.<br />
<br />
 <br />
<br />
8. Korunma ve İmgeleme<br />
<br />
Astral Seyahat yapan insanların çoğu bu tür bir deneyimi daha önce yaşamadığı için ilk çıkışta, yaşadıklarından dolayı korkarlar. Kendinizi bir anda farklı bir gezegende hissedin nasıl tedirgin olursanız işte böyle bir duygu ki bazıları bunu bile hayal edemez. İste bu gibi korku ve tedirginlik durumlarında Astral Beden korunma mekanizması olarak tekrar Fizik Bedene geri döner. Bir arkadaşım ilk Astral çıkışında önce kendini görüp şaşırmış daha sonra da korkması sonucu ağlamaya başladığını anlattı. Çünkü öldüğünü sanmış. Birde çeşitli Astral varlıkların saldırma ihtimali düşünüldüğünde korunmanın yeni çıkan insanların uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Ve size vereceğim uygulamayla kendinize bir nevi zırh oluşturursunuz. Sırt üstü yere uzanın rahat bir hal alın. Avuç içleri yere doğru olmalı. Nefes kontrolü ile önce sadece gözünüzün önüne gelen anlamsız şekilleri izleyin. 5-10 dakika boyunca yorum yapmadan, görüntülerin arkasından bile gidebilirsiniz. Sonra iradenizle boşluğu yakalayıncaya kadar uğraşın. Hiçbir renk, hiçbir ses olmamalı ve hiç bir ışık olmamalı sadece karanlık olmalı. Bu arada kendinizi kristalden yapılmış, saydam olarak hayal edin. Boşlukta nokta şeklinde bir ışık hayal edin gittikçe büyüyen bir ışık topu şeklinde, yaklaşık olarak birkaç metre kala ışık topunun durduğunu ve kaynadığını hayal edin. Başınızdan başlayarak tüm vücudunuzu kapladığını ve etrafınıza ışık yaydığınızı aura'nızda beyaz ışıktan bir kalkan oluşturduğunuzu hayal edin. Bu arada boşlukta hayal ettiğiniz size gelen ışık topunun sadece beyaz ışık olduğunu hayal etmelisiniz, eğer başka bir renk olursa çalışmayı bırakıp daha sonra tekrar denemelisiniz. Işık vücudunuza girmeye başladığı anda serin suların başınızdan aşağı doğru yayıldığını hissetmeye çalışınız. (Bu çalışmayı eğer KDPR ve OSR'ini yapmadıysanız yapınız yaptıysanız gerek kalmaz.)<br />
<br />
<br />
9- Rüya Günlüğü<br />
<br />
Görmüş olduğunuz rüyaları yatağınızın yanında hazır bulunan rüya günlüğü olarak kullandığınız deftere uyanır uyanmaz rüyayı teze taze yazmalısınız. Eğer daha sonraya bırakırsanız unutabilirsiniz. Bunun amacı; Rüyalar Astral Boyutta gerçekleşir, buradan edineceğiniz bilgiler bilinç altından gelen bilgilerdir. bu yüzden çabuk unutulur. Yani rüyaları kaydederek bir süre sonra bilinç altınızla bağlantı kurabilirsiniz ve rüyada olduğunuzun farkına varabilirsiniz. bu sırada lusid rüya aşamasındasınızdır ve buradan bilinçli Astral Seyahat'e geçiş yapabilirsiniz. Bunun için bir teknik geliştirmiştim bunu sizlerle paylaşacağım; Örneğin: Rüyanızda bir ormanda yürüyorsunuz sonra ileride ne var acaba diye merak ediyorsunuz ve birden uçmaya başlıyorsunuz sonrada uyanıyorsunuz. Eğer rüyada fiziksel ortamda olmaması gereken şeyleri farklı(zıt) renklerle yazarak yada etrafına daire çizerek kaydederseniz bir süre sonra rüyadayken fiziksel ortama aykırı şeyler olduğunda başlangıçta şaşırıp sonra da rüyada olduğunuzun farkına varabilirsiniz. bu sayede rüyanız lücid rüya olur ve burada yapacağınız şey fiziksel bedenin yanına gitmeyi istemek olacak. Bunu yaptığınızda büyük bir ihtimalle ya vücudunuzun üzerinde salınıyor yada vücudunuzun önünde yada yanında ayakta fiziksel bedeninize bakıyor olarak bulacaksınız kendinizi. bundan sonrası düşüncelerinize kalmış. ama ben yinede ilk 3-5 çıkışta evinizin dışına çıkmanızı tavsiye etmem zaten bunun nedenini anlayacaksınız. Astral ortama alışasıya kadar ve düşüncelerinize hakim olasıya kadar evinizi dolaşın ailenizi seyredin vb...<br />
<br />
<br />
10- Çıkış Belirtileri<br />
İyi bir konsantrasyon, nefes tekniği ve hayal gücüyle bir süre sonra vücudunuzdaki tüm kaslarınızın ve hücrelerinizin uyuştuğunu onları hissedemediğinizi göreceksiniz. (sakın orada olup olmadıklarını hissetmek için dikkatinizi farklı yönlerinize kaydırmayın tüm uğraşınız boşa gidebilir) kulakta uğuldama, tüm vücutta karıncalaşma, baş dönmesi yada vücudun spiral bir şekilde dönmeye başlaması çıkış belirtileri arasında sayılabilir. Tabii burada fiziksel vücut değil Astral Beden dönüyor olacaktır. hafifleme hissi oluştuğunda nefes sisteminizi bozmadan nefesinizi tutun ve hayalinize (uyguladığınız teknik) devam edin, eğer çıkış başarılı olmadıysa (nefesinizi fazla uzun tutmayın) tekrar yani belirtiler bekleyin ve aynı işlemi tekrarlayın. bu sayede çıkış rahat olacaktır.<br />
<br />
 <br />
11- Çıkış Deneyleri<br />
<br />
Buraya kadar genelde herkes bu uygulamaları aşağı yukarı yapar. Bundan sonrası kişiye göre değişir. Bu kısımda birkaç örnek vereceğim. Hangisini istersiniz onu kullanın bundan sonrası size kalmış.<br />
<br />
Teknik - 1<br />
<br />
Genellikle çoğu insan kendi kendine telkin yöntemini kullanır. Bir nevi Lusid Rüya yöntemi de denebilir. “Yemek yanıyor kalkıp ocağı söndürmeliyim, tuvalete gitmeliyim, evde hırsız var kalkmalıyım” tarzında telkinleri sik sik kendine verir ve sonuçta bu emre fizik beden gevşemeden dolayı cevap veremez ve Astral Beden bu emirlere yanıt vermek için harekete geçer.<br />
<br />
Teknik - 2<br />
İmgeleme yöntemleri de vardır.<br />
<br />
a- Gökyüzünden bir ipin 3. gözünüze doğru asili olduğunu elinizi uzatınca tutabileceğiniz bir uzaklıkta hayal etmelisiniz. Ve Astral Ellerinizle o ip sayesinde yukarı tırmandığınızı hayal edin.<br />
<br />
b- Kendinizi vücudunuzun içinde hapsolmuş olarak (karanlık bir hücre gibi) hayal edin. İçerdesiniz ve sadece 3. gözünüzün olduğu yerde bir ışık ve çıkış var. Bir merdiven sayesinde buradan çıktığınızı hayal edin. Hayal edilemiyorsa bile öyle olduğunu varsayarak hayal etmeye çalışın.<br />
<br />
c- Kendinizi bir hücrede hayal edin. Tek çıkış var ve içeriye serin bir su dolmakta. İçerisi suyla yavaş yavaş dolmakta, sırt üstü suya kendinizi bıraktığınızı hayal edin. Ve bu şekilde yükselerek çıkışa ulaşıp çıktığınızı imgeleyin.<br />
<br />
d- Kendinizi ayakta durur vaziyette imgeleyin ve tüm ayrıntıları görmeye çalışın. Tam olarak başardığınızda bilincinizin bu<br />
imgelediğiniz size aktığını hayal edin. Bunu başarabilirseniz çıkış yapmış olursunuz.<br />
<br />
e- Bir de vücudunuzdaki kaslardan birinin kasılı kalmışta Astral Bedeninizi tutuyor hayal edin ve bu kasın gevşemesiyle Astral Bedeninizin boşlukta aşağıya doğru düştüğünü imgeleyin.<br />
<br />
f- Aleister Crowley'in öğrencilerine öğrettiği teknikte; Odanızdaki duvarda bir kapı oluşturun ve bu kapının üzerinde sizin için anlamlı bir simge hayal edin (mottonuz da olabilir.) ve kendinizi o kapıdan dışarı çıkarken hayal edin. Crowley'e göre kapıdan geçebilirseniz çıkış yapmışsınızdır.<br />
<br />
g- GD'a göre ise Çalışma öncesi bir boy aynasında kendinize dikkatlice bakmalı ve hayalinizde kendi formunuzu ince ayrıntılarına kadar hayal edebilmelisiniz ki çıkış başarılı olsun.<br />
<br />
ğ- Kemal beyin söylediği bir diğer teknik ise ki ben denedim; yere uzanın ayak parmak uçlarından yavaş yavaş yukarıya doğru yaşam enerjinizi (beyaz ışık) çekin ta ki 3. gözünüze kadar hissederek çıkın zaten buraya geldiğinizde vücudunuz neredeyse tamamen uyuşmuş oluyor. ve 3. gözünüze ulaştığınızda yaşam enerjinizle birleştiğinizi ve 3. gözünüzden dışarıya çıktığınızı imgeleyin.<br />
<br />
Daha bir sürü teknik verilebilir. Astral çıkışı başaranlara yeni dünyalarında iyi şanslar diliyorum. Bunun anlamı çok büyük, Astral ortamda çok fazla okült bilgi edinilebilir. İlk zamanlar Astral ortamda kontrol çok zordur ama zamanla Astral Bedeni kontrol edip rahat hareket etme imkanı bulabilirsiniz tabi bunu tecrübe belirler. Bir de bir çok kişinin Astral Seyahat denemelerinin boşa gitmesinin sebebi bir uygun zamanda yapmamaları iki çalışmalara yeterince devam etmemeleri üç ki en önemlisi olarak düşündüğüm üç boyutlu imgelemeyi başarmaları. Bir çok üstat da hayal gücü üzerinde boşuna durmamışlardır herhalde.<br />
<br />
 <br />
Kaynaklar:<br />
<br />
Kabala Musevi Mistiklerinin Yolu - Perle Epstein - Dharma Yayınları<br />
Altıncı Boyut İnsanın Bilinmeyen Gücü - Roderich Feldes - Cem Kitapları<br />
Altıncı Duyu Duyu Ötesi - Brian Ward - Remzi Kitabevi<br />
Astral Seyahat Teknikleri - D. Scott Rogo - Ege Meta Yayınları<br />
<br />
<br />
Umarım insanların Astral aleme olan meraklarını çekebilirim.<br />
Her insanın aklına şu soru gelebilir. Tehlikeli midir sorusu.<br />
Bana göre astral seyehat niyetler iyi olduğu sürece tehlike arz etmez, bu durumda her insanın denemesi gereken bir olaydır diye düşünüyorum...</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>Ertu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704478-beden-disi-deneyim-astral-seyehat.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Astral Seyehat ve Çıkış Yöntemleri</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704475-astral-seyehat-cikis-yontemleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 19:13:57 GMT</pubDate>
			<description>Beden dışı yolculuk sistemlerinin çoğu,vizüalizasyonun astral projeksiyonda oynadığı hayati rolü...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Beden dışı yolculuk sistemlerinin çoğu,vizüalizasyonun astral projeksiyonda oynadığı hayati rolü vurgulamıştır.Lancelin adlı kişi vizüalizasyonu beden dışı yolcusunun yönünü arzu edilen mekan ya da kişiye çevirme metodu olarak kullanırken,Muldoon kişinin aynadaki görüntüsüne bakması ve onunla bütünleştiğini gözünde canlandırması şeklindeki egzersizi BDD(Beden Dışı Deneyim)getirmek için önerir.Tibet yogileri ve Minnie Keelerin ''irtibat kaynaklarının''sundukları bedeni terk edebilme hedefli vizüalizasyon teknikleri ise listeler boyudur ve Yahudi Kabalistleri de zihinsel imgelemenenin gücünü önemsemekten geri kalmamamışlardır.Bu bakımdan bedenden ayrılabilmek için kurulan tüm sistemlerin böyle bir süreçten destek almaları sürpriz sayılmamalıdır.<br />
TARİH<br />
Vizüalizasyon ve zihinsel imgeleme büyük psikolojik bilinmeyenlerdir.Zihnin içerisindeki resimler hakkındaki bilgilerimizin fazla olmamasına karşın zihinsel imgelemenin gücü asırlardır bilinmektedir.Eski Mısırlılar zihinde tutulan imgelerin fizik evreni maddesel anlamda etkileyebileceğine ve yalnızca göz önünde canlandırma sayesinde arzu edilen bir olayın meydana getirilebiceğine inanırlardı.Mısırlı öğretmen Hermes Trismegistus un öğretileri ve felsefesi etrafında gelişen Hermetik büyücülük,düşüncelerinin fiziksel nitelikler taşıdığı ve bunlara yön vermek suretiyle kişinin dünyayı kontrol edebilceğiyararlarla yakından ilişkisi olduğuna inanılır.Bir başka eski okült inanç da bir imgeyi zihninizde tutmanız sayesinde gözünüzün önüne getirdiğiniz nesnenin niteliklerine büründüğünüzdür.<br />
Günümüzde parapsikologlar imgeleme stratejilerinin bireylerin DDA güçlerini canlandırdığını ve zihnin maddeye üstünlüğünü kanıtlayan sonuçlar yaratabileceğini öğrenmişlerdir.Çok sayıda psişik,vizüalizasyon tekniklerini kapalı kutuların içine <br />
''bakmak''vew benzer işler için kullanırken daha başka yetenek sahibi süjeler de iradelerini yöneltmek eşliğinde nesnelerin hareket ettiğini imgeleyerek onları gerçkten hareket ettirebilmektedirler.O halde bütün o eski inançlarda hiç olmazsa psikolojik bir hakikat payı olmalıdır.<br />
Hristiyan tefekküründe ve bir şamanın sanatında da ritüel vizüalizasyonun büyük bir rolü vardır.Şamanlar mucizevi işler yaparlardı ve teknolojik bakımdan gelişmemiş kültürlerin şifacılarıydılar.(ve haldende öyledirler).Bir hastayı iyiliştirmeleri istendiğinde, başka dünyalara geçtiklerini,orada hastanın ruhunu bulduklarını ve onu bedenine geri getirdiklerini imgelemek suretiyle zihinsel bir yolculuğa çıkarlar.Aslında vizüalizasyonun kendini tanıma ve psikolojik aşkınlak vasıtası olarak kullanımı bütün dinlerde ve bütün dünya kültürlerinde görülür.Vizüalizasyon sanatı ve uygulaması Tibet'in tantrik yogasında zirveye ulaşmıştır ve imgeleme yeteneklerini geliştermeye yönelik özgün egzersizler bu yogada derinlemesine işlenir.Bizim teknolojik toplumumuzda dahi tıp ve psikoloji bilimleri zihinsel imgeleme gücünü öğrenmeye başlamışlardır.Bugün imgeleme stratejilerini kullanmak suretiyle kanser gibi hastalıklarla savaşıldığında ve hastalığın yok edildiğine dair bulgular mevcuttur.<br />
Vizüalizasyon,ruhsal yol ve BDD arasında ilginç bir bağ vardır.Çoğu mistik gelenekler gerek bedeni terk etmek ve gerekse ruhsal aşkınlığa erişebilmek için vizüalizasyonun yaratıcı gücüne güvenmemektedirler.Özellikle Kabalizm,öğrencilerine ardındaki manayı görebilene kadar ''Hayat Ağacı'' denilen kompleks ve kozmolojik bir şemayı göz önüne getirmeyi öğretir.Büyük İbrani alimlerinden G.Scholem,''Eğer öğrenci ibrani şahsiyetlerin imgeleri üzerinde yeteri kadar odaklanabilirse,kendisini onun huzurunda dururken görebilir ve kendi benliğini unutabilir ve benliği ondan ayrılır ve kendi görüntüsünü onunla konuşurken ve gelecekle iligili haberler alırken görebilir.'' diye yazar.Sonra saf bir ışık onu kuşatacak ve Tanrı'yla birleşmeyi deneyimleyecektir.<br />
Bu kuşkusuz ölüme yakın deneyimle (Klinik ölüm anındaki canlı BDD'ler) karşılaşan kimselerin nakilleriyle büyük bir benzerlik göstermektedir.Klinik ölümden sonra tekrar hayata dönen birçok kişi bedenlerinden nasıl ayrıldıklarını,görkemli bir beyaz veya altın renkli ışığa girdiklerini hatta bazen geleceğin ifşa edildiği görüntüler gördüklerinin anlatmışlardır.Connecticut Üniversitesi'nden Dr.Kenneth Ring halne bu fenomeni araştırmaktadır.Bu paralellikler Kabalistik vizüalizasyon bir tür ölüme yakın (BDD) deneyim meydana getirmeyi hedeflediğini önermektedir.<br />
Ayrıca Roma Katolik Kilisesi de Vizüalizasyon ve BDD öğretilerinden soyutlanmış değildir.Suriyeli Aziz İgnatius M.S. 1.yy.'da ruhsallığı işleyen bir rehber kitapçıkta vecde erişmenin bir vasıtası olarak kutsal görüntüleri imgelemeyi öneriyordu.(Bir Arkadaşımız Yanılmıyorsam Hac İşaretini İmgelememizi Söylemişti.)Vecd teriminin Katolik düşünce tarihinde oldukça sıkıntılı bir yerş vardır ve ruhsal vecdin bireysel ruhun bedenden ayrılışını içerip içermediğini her zmana ateşli tartışmaların hedefi olmuştur.<br />
Görünen odur ki,tüm buy usüller hep aynı yöne işaret etmektedir.Vizüalizasyon süreci bizim bedenimiziunutmamızı sağlamaktadır.Zihne et ve kemik yükünden ve onun maddi dünyasından kurtulma şansı vermektedir.Demek ki bedensizlik durumu öğrenciye ruhsal gerçekliğin mahiyetini daha iyi keşfetmesi ve bundan alınacak dersleri daha iyi öğrenmesi imkanını vermektedir.<br />
TEKNİK<br />
Vizüalizasyon,tartışmakta olduğumuzdan farklı bir tipre bir BDD'ye yol açıyor olabilir.Şu ana kadar gözden geçirilen metodların hepsi astral projeksiyonun bir çeşit '' ruhsal aracın'' fizik bedeninden ayrılmasını gerektirdiğ öngörüsüne dayanmaktadır.Muldoon bu araç için ''Astral Beden'' terimini kullanırken Fransız akışkancılar onu ''Fontom Duble'',Okültisler ''Eterik Beden'',vb. gibi isimlerle anmayı tercih etmişlerdir.Oysa kendiliğinden BDD geçirenler arasında kendisini böyle herhangi bir formda algılamayan birçok kişi vardır.<br />
Buna örnek olarka Celia Green'nin BDD vakalarını topladığı sıralarda bağlantı kurduğu kişilerin %80'inin beden dışında iken kendilerini bütünüyle bedensiz olarak tanımladıkları bulgusunu verebiliriz.Bu bulgu İngiltere Bristol Üniversitesi'nden Dr.Susan Blackmore tarafından da doğrulanmıştır.Amsterdam Üniversitesi'nde BDD için sorgulana 172 öğrenciden olumlu yanıt veren 34 öğrencinin yalnızca dördü deneyim sırasında kendilerini fantom bir bedeni işgal ederken algılamışlardı.Çoğu kendilerini yalnızca boşlukta bir nokta şeklinde dolaşırken gördüklerini,bir şekilleri varsa bile bunun belirsiz olduğunu ya da hangi vasıtayla yolaculuk ettiklerinden haberdar olmadıklarını bildirmişlerdi.Bu veriler kısaca BDD dediğimiz genel kapsamın içine birbirinden farklı fenomenleri koyduğumuzu gösteriyor olabilir,BDD'nin farklı çeşitleri olması çok muhtemeldir.Bunlardan bir ruhsal bir bedenin serbest kalması anlamına gelirken bir diğeri basitçe şuurun bedeni terk etmesi şeklinde olabilir.<br />
Bedensiz durumda yolculuk fenomeni bazı otoritelerin ise BDD deneyiminin gerçekte şuurun bedenden serbest kalması değil,algılayıcı benliğin geçici bir süre çevreyi fiziksel bedeninkinden farklı bir perspektiften gördüğü bir yönünün ortaya çıktığı bir çeşit algı anormalliği olduğuna inanmalarına yol açmıştır.Dolayısıyla BDD'nin duysal b,r illüzyon olduğunu ve gerçekte psişik bir fenomen olmadığını ileri sürmektedirler.Bu konu hiç şüphesiz tartışılmalıdır.<br />
Hangi açıklama geçerli olursa olsun,vizüalizasyon egzersizleri bu merak uyandırıcı BDD tipinin deneyimlenmesinde anahtar öğe olabilir.Böyle bir deneyim normal olarak bir BDD sınıfına dahil edilecektir,Çünkü şuur,uzayda yer değiştirmiş ve bağımsız olarak ve o perspektiften ayrıntılı gözlemler yapar halde deneyimlenir.<br />
Vizüalizasyon stratejileri vasıtasyıla bedenden ayrılmanın değişik formel yöntemler çok çeşitli kaynaklardan gelmektedir.Çoğunun anahtar öğesi basittir.Çevrenizi beden bağımlı olmayan bir perspektiften gözünüzde nasıl canlandırabileceğinizi öğrenmelisiniz.Bu strateji nihayetinde farkındalık odağınızı iradi olarak beden dışına kaydırabilmeyi öğrenene kadar çalışılmalıdır.Zihin dinamikleri programlarında halihazırda öğretilen basit bir yöntem şöyledir:<br />
<br />
1.Pratik esnasında rahatsız edilmeyeceğiniz bir oda seçin<br />
2.Yüzünüzü çıplak bir duvara ya da hiçbir görselliği olmayan bir yere dönerek rahat bir sandalyeye oturun.Görüntüsüz bir film perdesine ya da üzerine beyaz çarşaf örtülmüş bir kapıya da bakabilirsiniz.<br />
3.Baktığınız yerde başka hiçbir şey olmamalıdır,bu yüzden görüş menzilinizdeki eşyaları kaldırın.<br />
4.Görüş menzilinizin tam ortasına bir basit nesne (Kitap,Kül Tablası veya Vazo vsvs.) koyun.Nesnenin sade hatları olmalı,aşırı dekoratif unsurları olmamalıdır.<br />
5.Nesneye onunla ilgili,her şeyi,şeklini,desenini,dokusunu,rengini ve kenar hatlarını iyice ezberleyene kadar bakın.<br />
6.Gözlerinizi kapayın ve nesneyle birlikte odayı gözünüzde canlandırın.Yalnızca imgelemekle yetinmeyin,nesneyi ve odayı zihin gözünüzle tam boyutlarıtla ve perspektifiyle yeniden yaratın.<br />
7.Zihninizde yarattığınız odayı ''Kafanızda'' değil,(Sanki X ışınları çıkarabiliyormuşcasına ve kapalı göz kapaklarınızın ardından onları görüyormuşcasına) ''Dışınızda'' imgeleyin.<br />
8.İmgele silinmeye yüz tutunca ya da artık onu daha fazla tutamadığınız zaman gözlerinizi açın ve odanın nasıl gözüktüğü konusunda hafızanızı tazeleyin.<br />
9.Aynı işlemleri tekrarlayın...<br />
Bu,ön hazırlık egzersizinizdir.Bunu her gün 15-20 dakika süreyle uygulayarak başlayabilirsiniz.Burada anahtar,ara vermeden her gün pratik yapmanızdır.Egzersizde ustalaştığınız zaman programın bir sonraki aşamasına geçebilirsiniz.<br />
1.Yukarıdaki alıştırmayı öününze bir saat koyara tekrarlayın.Zamanın akışını ezberleyin.<br />
2.Gözlerinizi kapayın ve saati gözünüzde canlandırın.<br />
3.Zihinsel saatinizin akışını izleyin.<br />
4.Birkaç dakika sonra gözlerinizi açın ve zihinsel saatinizin gösterdiği zamanla gerçek saatin kadranındaki zamanı karşılaştırın.Eğer yaklaşık aynı zamanı gösteriyorlarsa vizüalizasyon güzünüz zirveye doğru tırmanıyor demektir.<br />
Bütün bunların bedenden ayrılma ile ne ilgisi vardır?<br />
Yanıt:Bu şekilde zihninizin bir bölümünü yavaş yavaş bedenizini dışına nakletmeyi(Projeksiyonu) öğrenecek olmanızdır.Duyusal etkileşim içinde bulunduğunuz dünyanın zihinsel bir kopyasını yaratmaya çalışmak sueretiyle,gerçek dünyadan mantal olaraka inşa edilmiş bir diğerine atlamayı öğrenmektesiniz.<br />
Eğer sıkı bir şekilde ve yeteri kadar uzun süre pratik yaparsanız,bu tip algısal bir sıçrama kendiliğnden gerçekleşecektir.Bu fenomen bi BDD şeklinde deneyimlenecektir.Halihazırda Texas'ta yaşamakta olan bir yoga uzmanı ve yazarı Steve Richards bu egzersizin kendiliğinden BDD meydana getirmesi gücünü özel olarak işlemiştir.''İki hafta boyunca bu uygulamayı sadakatle çalıştıktan sonra bazı kendiliğinden astral seyahat denenemeleri yaşamaya başlayabilirsiniz.'' diye yazar.''Başlangıçta çok büyük şeyler beklemeyin.Fakat eğer sebat ederseniz,gecenin birinde uykuya dalmak üzereyken,tam kendinizden geçmeden önce 'dışarı adım attığınızı' deneyimleyebilirsiniz.Bu deneyimler en çok gece geç vakit ve sabah çok erken saatlerde geleceklerdir.''<br />
Bir diğer şekilde ifade etmek gerekirse,yukarıdaki egzersizler zihni beş duyumuz vasıtasıyla topladığımız çevresel verilerden bağımsız olarak işlev yapma konusunda eğiteceklerdir.Akabinde zihin algılama işlevini bu organlara dayanmadan yapmaya başlayacaktır ve bu da bir BDD gerektirir.<br />
Kendinizi eğittiğiniz süre zarfında,gidişatınızın uygun olup olmadığını anlamanıza yardımcı olacak bazı merak uyandırıcı deneyimleriniz olabilir.Örneğin Vizüalizasyon sırasında bir an iin gözlerinizi açık mı kapalı mı alduğunu bilmeyebilirsiniz..Uyumak üzereyken,gözlerini kapalı olduğu halde odanızı gayet net olarak görebildiğinizi bulgulayabilirsiniz.Bu çok anlamlı deneyim zihnin normal görüşün ötesinde bir algı seviyesinde işlev yapmaya başladığında işaret eder.Eğer bu olursa veya olduğuzaman,şuurunuzun bedenden ayrılmasını istemey çalışın.Büyük olasılıkla ayrılacaktır.<br />
Gerçektende geçmişin büyük astral projeksiyoncularının hemen hepsi bu ilginç fenomeni deneyimlemişlerdir.Bir BDD oluşmaya başladığında,fakat şuur henüz bedenden ayrılmadan önceki aşamada iken,zaman zaman birey gözleri kapalı olsa ''gerçekte'' olduğundan daha aydınlık olacaktır.<br />
Böyle bir BDD'nin gerçek mi yoksa hayal gücünün bir oyunu mu olduğu öncelikli bir konu değildir.Unutulmamalıdır ki ''Beden dışı deneyim'' sadece tanımlayıcı bir başlıktan ibarettir,<br />
bedenden ayrılma deneyiminin bir açıklaması değildir ya da onu ifade etmez.Bugün çoğu Parapsikolog deneyim sırasında zihnin gerçek anlamda bedenden ayrılıp ayrılmadığından emin değildir.Bazı araştırmacılar zihnin belli bir kısmının bedenden uzaklaştığına inanmaktadırlar.Dr.Tart ve Dr.Scott bu temek görüşü paylaşanlardandır.Ancak Susan Blackmore ve John Palmer gibi birçok araştırmacı BDD'nin,zihinsel imgelemenin bir cilvesi olduğu kanısındadırlar.Dolayısıyla belli ''tipte'' bir deneyimin diğerlerine kıyasla bir zihin/beden ayırımı tanımına girip girmeyeceği akılları kurcalayan bir sorudur.Kişinin kendisini fiziksel bedeninden farklı bir konumdan çevresini gözlemlerken bulduğu herhangi bir deneyim geçerli bir BDD'dir.Deneyimin hangi özel formda olduğu,yukarıdaki tanıma uyduğu sürece,onun geçerliğini hükümsüz kılmaz.Yukarıdaki egzersizler kendiliğinden BDD'leri harekete geçirme amacına yöneliktir.Bunun yanında,deneyimi meydana getirmek ve denetim sahibi olabilmek için daha dinamik egzersizler de geliştirilmiştir.<br />
<br />
KAYNAK<br />
Kaynak: Astral Seyahat Teknikleri/Dr.Scott ROGO/2000<br />
<br />
<br />
Herhangi bireyin bu bilimin farkında olmasını ve bu deneyime erişmesini diliyorum...<br />
İnsan kendi yaşamını mahfedecek bir kapasiteye sahip olduğuna göre yine insan kendi yaşamını en üst seviyeye çıkarabilecek yeteneğe sahipdir.<br />
İnsan kendi kendini hasta edebilir ve iyileştirebilir. Tıpta da bu vardır zaten, bakınız placebo etkisi.<br />
Bu yüzden insanoğlu sıradan bir varlık değildir böyle de görülmemelidir.<br />
İnsanoğlu içinde kendisini keşfedilmeyi bekleyen bir kapıyı da tutar aynı zamanda, bu kapıdan geçen insanlar gerçekleri en doğru kaynaktan en doğru şekilde görebileceklerdir...</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>Ertu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704475-astral-seyehat-cikis-yontemleri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Oyun içinde oyun? Herşeyiyle Tarih? Yada insan?</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704388-oyun-icinde-oyun-herseyiyle-tarih-yada-insan.html</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 18:01:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Toprakdan yaratıldı Adem ve onun kemiğinden yaratıldı kadın... 
 
"Rabbinizin size bu ağacı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Toprakdan yaratıldı Adem ve onun kemiğinden yaratıldı kadın...<br />
<br />
&quot;Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.&quot; dedi şeytan...<br />
<br />
İlk günah işlendi ve af dilendi... Affedildiler...<br />
<br />
<br />
Yıllar ve yıllar geçti... Dünya gelişmeye günahlara hapsedilmeye hazırlanıyordu...<br />
<br />
Dünyanın en küçük insanları ( çinliler ) barutu keşfetti(1200). Dünyanın ilk civalı silahı icat edilmiş oldu... Silahın keşfedildiği yüz yılda veba hastalığı tüm dünyayı sardı ve dünya nüfusunun yaklaşık 3/1'inin yok olmasına sebep olmuştur. Ve aynı yüzyıl da silah yüzünden olan ölümlerin tam 7 katı kadar daha fazla insan bu hastalıktan ölmüştür...<br />
<br />
Bilinen ilk resmi  hastahaneler kurulmaya başlandı 1400)... Yunanistan ve italyada başlayan bu gelişme kısa zamanda tüm dünyada tıp alanında gelişmeler başlamasına neden oldu. Aynı yüzyılda yunanistan ve roma üzerindeki imparatorluklar yıkıldı... Onbinlerce insan öldü... Aynı yüzyılda kimyevi bir madde olan ether keşfedildi insanlar acı çektirilmeden iyileştiriliyordu... Aynı yüzyılda etherden elde edilen çekirdekle ilk atom bombası protitipi keşfedildi...<br />
<br />
Afrikalılar sonraki yüzyılda amerikayı keşfetti ve burası yeni bir kıtadır dedi... Aynı yüzyılın sonunda ve hala devam etmekte olan siyah ırk katliamı başlamış oldu...<br />
<br />
Logaritma ve hesap alanında ileri gelişmeler isviçreli bilim adamlarıyla başladı. İskoçya da bir delinin ilk mekanik hesap makinesini icadı ve 20. yılda bilgisayarın bulunmasına sebep oldu.Aynı yüzyılda gelişmiş matematik ile buharlı makine icadı tamamlandı ve dünyanın gördüğü en büyük makineli silah üretildi...<br />
<br />
DÜnya teknolojik olarak geliştikçe yeni keşifler için alan yarattıkça yok olmaya devam ediyordu...<br />
<br />
20.YY'da bilgisayar teknolojileri ve üstün uzay matematiği kullanılarak insanlar, gezegenler klonlanmaya başlandı... Aynı yüzyılda yani tam şuan ... Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hastalığı tüm dünyanın yok olması için zemin hazırlamaya başladı...<br />
<br />
Mani veya hipomani veya duygudurum bozukluğuyla başlayan depresif  virüs tüm gençleri ve dünya nüfusunu tehdit ediyordu...Tedavi edilmediğinde çok ciddi bir psikiyatrik rahatsızlık olan bu bozukluk, dünyada emsali görülmemiş ölümlere sebep oldu... ( beyin ölümü )<br />
<br />
Son olarak eklemek istiyorum ki, oyun izlediğimiz filmlerde, yaşantımız içindeki tiyatroda yada ülkelerin yönetiminde değil. Oyun insanın içinde oyun... Oyun içinde oyun yaşayan insanın kaç yıllık ömrü kaldı sizce? Kelimelerle anlatamadıklarımı hissetmenizi hissedebilmemizi dilerdim...<br />
<br />
[----0------------0------------0----]</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>encyclopedia</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704388-oyun-icinde-oyun-herseyiyle-tarih-yada-insan.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Konsantrasyon testi...</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704298-konsantrasyon-testi.html</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 15:21:04 GMT</pubDate>
			<description>Gerçekten ilginç bir test, tavsiye ederim... 
 
http://www.kadikoyweb.com/eglence/konsantrasyon.htm...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Gerçekten ilginç bir test, tavsiye ederim...<br />
<br />
<a href="http://www.kadikoyweb.com/eglence/konsantrasyon.htm" target="_blank">http://www.kadikoyweb.com/eglence/konsantrasyon.htm</a><br />
<br />
Ben 16,788'e kadar çıktım...</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>Ertu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704298-konsantrasyon-testi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Soyunma şekliniz kişiliğinizi ele veriyor</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704294-soyunma-sekliniz-kisiliginizi-ele-veriyor.html</link>
			<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 15:08:38 GMT</pubDate>
			<description>Gelişigüzel soyunanlar: Eğer soyunurken çıkardıklarınızı rastgele evinizin herhangi bir tarafına...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Gelişigüzel soyunanlar: Eğer soyunurken çıkardıklarınızı rastgele evinizin herhangi bir tarafına fırlatanlardansanız, arkadaş canlısı birisiniz. Hayatı bir parti gibi görüyorsunuz. Düşüncelerinizde rahat ve açık fikirlisiniz. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü ise hiç umurunuzda değil. (Zaten muhtemelen ardınızdan bunları toplayacak biri vardır. Yoksa sıkar biraz bu kadar dağınıklık. Bu tip insanların beraberlik ya da evlilik hayatlarında mutlaka çorap kavgası olur.) <br />
<br />
Titiz soyunanlar: Eğer çıkardıklarınızı düzgün bir şekilde bir yere koyuyorsanız ciddi birisiniz ve sakin yaşamayı tercih ediyorsunuz. Rutinliği seviyorsunuz. Hayattaki problemlerin üstesinden gelmenin en iyi yolunun onlardan uzak olmak gerektiğine inanıyorsunuz. (Bunlar kirlileri ayırdıktan sonra ceketleri hemen havalandırmaya götürür, asılacak bir şey varsa da asarlar. Zaten çoğu şeyi de kirliye atarlar. Aman ütülendikten sonra bir şeyi yanlış yere koymayın, kıyamet kopar.) <br />
<br />
İlk ayakkabı ve çorapları çıkaranlar: Mükemmeliyetçi, utangaç ve yoğun birisiniz.Birarar vermeden önce iyice düşünürsünüz. Güvenilir birisiniz. Nelere ne kadar dikkat edilmesi gerektiğini iyi biliyorsunuz. Üzerinize düşenleri methodik bir biçimde büyük konsantrasyonla çözümlüyorsunuz. <br />
<br />
Yavaş soyunanlar: Eğer tişörtünüzü çıkardıktan sonra pantolonunuzu on dakika sonra çıkaranlardansanız, Mesit Yılmaz gibisiniz demektir. Kendine güvenen, entelektüel, derin düşünen ve fazla zorluk çıkartılmasını istemeyen birisiniz. Ayrıca kendinize fazla zaman ayırmayı ve dolayısı ile yalnızlığı seviyorsunuz. (Hayatınızdaki kişi böyle biri ise çamaşır makinesini kurmak için asla onu beklememelisiniz. Ayrıca soyunduğu gibi giyiniyorsa yorum yok!) <br />
<br />
Hızlı soyunanlar: Eğer kıyafetlerinizi olabildiğince çabuk çıkaranlardansanız başkalarına önem veren birisiniz. Diğer insanların sizden beklentileri çok önemli. Kendi ihtiyaçlarınız açısından da endişelisiniz. Çoğunlukla işi gücü bol olan ve aile düşkünü birisiniz. (En idealler... Şipşak soyunur ve rahatlarlar.) <br />
<br />
İlk mücevherler çıkıyorsa: Eğer ilk olarak mücevherlerinizi, aksesuarlarınızı ve hatta saatinizi çıkarıyorsanız sıcak, düşünceli, duygusal, hassas ve romantik birisiniz. (Saatinizi çıkartarak evde zaman mevhumunuzun olmadığını göstererek karşınızdakini çok mutlu ediyorsunuz bir kere. Ama lütfen alyansınızı orada burada bırakmayın. Başkasının evinde soyunmaya da hiç kalkmayın.) <br />
<br />
Her seferinde farklı iseniz: Şüpheci ve ilginç biri olduğunuzu söyleyebiliriz. Risk almayı ve macerayı seversiniz. O günkü tutumunuza göre ne yapacağınız değişir. (Ayrıca bunu bir sisteme oturtun artık. Ne o öyle her seferinde sizi takip etmek zorunda mıyız. Sonra &quot;en sevdiğim bilmemnem nerdeeeee?&quot; diye bağırmayı biliyorsunuz. Ne bilelim nerede...) <br />
<br />
<a href="http://www.spatyom.com/soyunma-sekliniz-kisiliginizi-ele-veriyor-t3168.html?t=3168" target="_blank">ALINTIDIR</a><br />
<br />
İlginçmiş :) ben hakikaten hızlı soyunur hızlı giyinirim. Öyle iki saat kıyafetimle oyalanmayı hiç sevmem :D</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>Ertu</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704294-soyunma-sekliniz-kisiliginizi-ele-veriyor.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>GeriKalpli İnsanlar? doğrusu Geri ...</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704241-gerikalpli-insanlar-dogrusu-geri.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 20:25:06 GMT</pubDate>
			<description>Seviyorum 
 
Bir gün başına en kötüsü geldiğinde... 
Kendini göremediğinde ne olursa olsun 
Yanında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Seviyorum<br />
<br />
Bir gün başına en kötüsü geldiğinde...<br />
Kendini göremediğinde ne olursa olsun<br />
Yanında olmak için seviyorum derim...<br />
<br />
Bir gün en iyi anında seninle gülmek değil...<br />
Kimsenin belki ailenden biri belki annenin bile<br />
Yanında olamıyacğaı anda yanında olabilmek için seviyorum..<br />
<br />
Nerdesin o zaman???<br />
<br />
Zekamız değil ama kalbimiz gerileyen...<br />
Hissedemedikçe kalbimiz zekamızla yer değiştirdi..<br />
<br />
Baksana teknoloji ne kadar ilerledi? Her birimiz zeka küpü olduk !!!<br />
<br />
Yavrum 41 buçuk kez maşallah! 2 üniversite bitirdi doktora yapıyor...<br />
<br />
Flash!! Flash!! Flash!!<br />
<br />
Sevgi teknolojileri enstitüsünden kalan tüm insanlık diğer seçme branşlara yöneliyor!!!<br />
<br />
Şimdi çok mu ileri zekalı hayatlarımız ?<br />
<br />
Ya da çok mu aptal kalplerimiz?<br />
<br />
Tek bir an bile hissedemeyen, yaratılış nedenine isyan eden kalbine yazıklar olsun?<br />
<br />
Nerde miyim?<br />
Aklında değilim orda arama... Parmaklarının ucunda da değilim dokunma...<br />
İnanırsan kalbindeyim inanırsan ruhundayım... Yapabilir misin bunu?<br />
<br />
Hapis oldum özgürlüğüne? Görünmezim yokum ama inanırsan herşeyinim...</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>encyclopedia</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704241-gerikalpli-insanlar-dogrusu-geri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tanrı ? Şeytan? İblis?</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108704239-tanri-seytan-iblis.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 20:18:20 GMT</pubDate>
			<description>Fazlasıyla tanrı konusu görüyorum şaşırmadım ama tanrıyı sorgulamak acizlik değil mi? 
 
Bazı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Fazlasıyla tanrı konusu görüyorum şaşırmadım ama tanrıyı sorgulamak acizlik değil mi?<br />
<br />
Bazı arkadaşlar tanrı neden adaletsiz? bazıları tanrı neden kötülüğe müdahele etmiyor? <br />
<br />
Yada tanrı öldü cümleleri... <br />
<br />
Biz toprağa saygı duyuyor muyuz ki gökten bize sevgi yağsın?<br />
<br />
Biz aşağıya baktığımız her an nefret öfke kibir kusuyoruz sonra yukardan nimet güç ve sevgi bekliyoruz...<br />
<br />
İblis Allah'a ilk defa isyan eden olduğunda, Ademin karnına dokunmuş ve sen bu varlığı benden üstün mü kılıyorsun demiştir... Allah emir vererek iblisin dokunduğu yeri ademin vücudundan alın demiştir.(göbek deliği) İblis şimdi akıllarımıza, kalbimize ve ruhumuza öyle dokunuyorki yakında herşeyimiz bizden alınacak. <br />
<br />
Şeytan'ı iblis sanırız... Şeytan rahmetden uzak demekdir. Şeytanı bir melek sanırız. Bir çok şeyi sanarak başladık bu inanca... Şeytanın inancın rahmetinden uzaklaşmış herşey. Yani insan yani biz olduğumuzu atlarız. <br />
<br />
Yaşam sona erene dek vaktimiz var. Ya şeytan olur iblisin yolunu seçeriz. Onun dediği gibi &quot;ben ateşden yaratıldım ve toprağın önünde eğilmem&quot; deriz...<br />
<br />
ya da ? ( bu kısma sadece siz karar verebilirsiniz ..)</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>encyclopedia</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108704239-tanri-seytan-iblis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hayat Kadınları ve vs,</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108701921-hayat-kadinlari-vs.html</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 18:03:06 GMT</pubDate>
			<description>Hayat kadınlarına tecavüzün serbest olması gerektiği gibi bir düşünce ile karşılaşırsanız nasıl bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hayat kadınlarına tecavüzün serbest olması gerektiği gibi bir düşünce ile karşılaşırsanız nasıl bir yorumda bulunursunuz ?</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>chesss</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108701921-hayat-kadinlari-vs.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Insan neden acı çeker?</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108701591-insan-aci-ceker.html</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 22:30:43 GMT</pubDate>
			<description>İyi bir düzen olsaydı dünya da,  
Doğru tartılsaydı insan onuru,  
Dünya sevilen dünya olurdu. ...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İyi bir düzen olsaydı dünya da, <br />
Doğru tartılsaydı insan onuru, <br />
Dünya sevilen dünya olurdu. <br />
Erdemli insanlar kalmazdı bir köşede. <br />
<br />
Ömer Hayam <br />
<br />
 <br />
<br />
&quot;İnsan neden acı çeker?&quot; <br />
<br />
Bence, insan bedeninde, yüreğinde ve vicdanında acıyı hissettiğinde, acı çeker. Eğer bir insan; sosyal, siyasal, ahlâki, dini değerlerini yitirmişse, dünya yansa onun umurunda olmaz! Cansız bir nesne nasıl bütün devinimlerden yoksun kalıyorsa; acı çekmeyen bir kimsede tüm duygulardan yoksun kalır. Çünkü, duygularını yitirmiştir. O, her türlü dış etkiye karşı duyargalarını kapatmıştır veya duygularını öldürmüştür. Ne sevgilisini, ne eşini, ne çocuklarını, ne ailesini, ne insanları, ne hayvanları ve ne de ağaçları/çiçekleri, gülleri ve yurdunu sever. Bu tip insanlar; seven gençlerin kavuşamamasından, çocukların yeterli beslenememe nedeniyle ölmesinden, sağlıklı konutların yapılmaması sonucu depremlerde binlerce insanın ölmesinden, ülke zenginlikleri talan edildiğinde ya da adil dağıtılmadığında, en basitinden parasızlıktan ilaç alamayan bir hastanın ölmesi karşısında veya insanların ana dillerini konuşamaz durumda olmalarından yüreklerinde hiç acı hisseder mi? Tövbe! <br />
<br />
İnsan çeşitli nedenlerle acı çeker. Kısaca; <br />
<br />
Açlık, susuzluk,hastalık ve yaralanma; dayak ve işkence; diken batması, acı biber yeme gibi iç ve dış fiziksel etkiler nedeniyle acı çeker. <br />
<br />
Sevdiklerini yitirdiğinde, aşk vurgunu olduğunda, başarısızlıklarında, yapmak istediği şeyleri yapamadığında, olaylara ve olgulara veya kafasına takılan şeylere yanıt bulamadığında, savaş veya rüşvet gibi onaylamadığı veya sel, deprem gibi üzüntülü olayların olmasında da acı çeker. Duygusal zedelenme içine girer. Yani psikolojik ve duygusal nedenlerle acı çeker. <br />
<br />
Bana kalırsa, en büyük acıyı, çaresiz kaldığımızda çekeriz. Einstein: &quot; Genç yaşta insana acı gelen ama olgun çağda tadına doyum olmaz bir yalnızlık içinde yaşıyorum &quot; diye yazsa da, yalnız kalan insanların da çok acı çektikleri bir gerçektir.! <br />
<br />
Düşünen insanların, aydınların çektiği acılar ise, iki türdendir diyebilirim; <br />
<br />
Birincisi, beyin hücrelerinin ısınması, yanması sonucu, yani iç etkiler sonucu acı çekerler. Bu acı daha çok vücut kimyasıyla ilgili bir acıdır. <br />
<br />
İkincisi ise, egemen güç veya güçlerin uyguladığı baskıcı politikalar sonucu baskı, işsizlik, sürgün, yerinden-yurdundan ayrılma, hapis, ölüm gibi korkunç acılara maruz kalmaları, yani dış etkiler sonucu fiziksel ve ruhsal olarak acı çekerler. Örneğin; Galileo Galilei, &quot; Dünya dönüyor &quot; dediği için, Hallac-ı Mansur, &quot; Ene'l-Hak &quot; yani Ben Hakk'ım dediği için, İsmail Beşik'çi &quot; Kürtler vardır &quot; dediği için ve de direndikleri için bu erdemli insanlar acı çektiler, tutsak edildiler; beyin hücrelerinin ısınmasına, yanmasına katlandılar; &quot; sevilen dünya&quot; için ve özgürlük adına direndiler. <br />
<br />
Bu örneklerde de görüldüğümüz gibi özgürlük, direnmedir; ama, bilgili direnmedir. Yoksa, &quot;özgürlük her mevsim ve her iklimde açan çiçek değildir; ama, ihtiyaç duyulduktan, köleliğe tepkiler başladıktan sonra solan güle hiç benzemez; sürekli canlı kalır. İnsanlar ve toplumlar; ihtiyaç duymaları, köleliğe tepkileri sonucu, göreceli olarak, özgürlüğe koşarlar &quot;, kavuşurlar. <br />
<br />
M.Ö. 7.000'li yıllardan günümüze kadar, Ergani ölçeğinde gelip-geçen ve yıkılıp tarih olan kavimlere, uygarlıklara, milletlere, devletlere baktığımızda, tarihin; tüm devir, devran ve zamanlarda savaşın, talanın, yağmanın, açlığın ve de insan kırımlarının tarihi olduğunu görürüz. Belki biraz Nietzsche vari olacak ama, toplumların tarihi, çekilen acıların tarihidir diyebilirim. <br />
<br />
Bedel ödenmeden, acı çekilmeden bir şeyin kazanılması, elde edilmesi mümkün değildir. <br />
<br />
Türkiye'de hak ve özgürlük için mücadele verenlerin ve direnenlerin acı çekmesinin bir nedeni de bundandır. <br />
Acıya katlanılmadan, direnmeden özgürlüğe kavuşulamaz.<br />
<br />
<br />
<b>alıntıdır.</b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>poulpe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108701591-insan-aci-ceker.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>duygusallık mı? akıl mı?</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108701292-duygusallik-mi-akil-mi.html</link>
			<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 10:52:18 GMT</pubDate>
			<description>duyguların olmadığı bir dünya mı daha iyi olurdu, yoksa aklın olmadığı bir dünya mı?? 
 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>duyguların olmadığı bir dünya mı daha iyi olurdu, yoksa aklın olmadığı bir dünya mı??<br />
<br />
<br />
yaptığımız ve yapacağımız herşeyi duygularımıza göre mi yapmalıyız yoksa aklımıza göre mi??<br />
<br />
bu knuyu açmaktaki amacım, duygular mı daha önemli yöksa akıl mı? bu nu öğrenmek istedimm.</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>atılgangenç</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108701292-duygusallik-mi-akil-mi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ayn Rand - Aşk ve Cinsellik üzerine</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108700758-ayn-rand-ask-cinsellik-uzerine.html</link>
			<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 13:29:53 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*AŞK BENCİLDİR  
 
&#8216;Seni seviyorum diyebilmek için; ilk önce  BEN  demeyi bilmek gerekir. 
 
Aşk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>AŞK BENCİLDİR <br />
<br />
&#8216;Seni seviyorum diyebilmek için; ilk önce  BEN  demeyi bilmek gerekir.<br />
<br />
Aşk kendini bir başkası için feda etmek anlamına gelmez.<br />
Aşk kendi ihtiyaç ve değerlerinizin en kapsamlı şekilde dışa vurulmasıdır. </b><br />
<br />
Romantik aşk bir insanın en büyük ödülüdür. Romantik aşkı tam manasıyla yaşamaya muktedir olabilecek tek insan; bütün ihtirası işi olan bir insandır. Çünkü AŞK bir erkeğin veya bir kadının karakterinde sahip olduğu en köklü değerlerden dolayı kendisine karşı duyduğu saygının bir ifadesidir. İnsan bu değerleri paylaştığı kişiye aşık olur. Eğer insanın açıkca tanımlanmış değerleri ve ahlaki bir karakteri yoksa başkasını da takdir edemez. İşte bu açıdan:&quot; &#8216;Seni seviyorum diyebilmek için ilk önce &#8216;BEN demeyi bilmek gerekir&quot; Kişinin kendi mutluluğu en yüksek amacıdır ve fedakarlık gayri ahlakidir. Bu ilke başka herhangi bir konuda olduğundan fazla aşkta geçerlidir. Eğer aşıksanız, bu aşık olduğunuz kişinin siz ve hayatınız açısından büyük kişisel ve BENCİL bir öneme sahip olduğu anlamına gelir. <br />
<br />
Eğer kişiliğiniz yoksa, birine aşık olmanız o kişiyle beraber olmaktan ve onun varlığından hiç bir kişisel keyif ve mutluluk almadığınız;olsa olsa onun size olan ihtiyacına acıyarak, kendinizi onun isteklerine feda ettiğiniz anlamına gelebilir. Hiç kimsenin böyle bir durumdan dolayı gurununun okşanmayacağını veya böyle bir anlayışı kabul etmeyeceğini belirtmeme gerek yok.<br />
<br />
<b>Seks:Aklı olmayan bir vucudu feth etmek değildir!<br />
	Seks çok ciddi bir ilişki sonucu ortaya çıkmalıdır.<br />
Çünkü seks: İnsanın kendine olan saygısının ve kendine biçtiği değerin ifadesidir.</b><br />
<br />
Bir erkek kendi değerlerini ve varoluş görüşünü yozlaştırırsa, aşkın zevk değil, kendini reddetme olduğunu savunmaya başlarsa, iyilik ve sevap denilen şeyin gurur değil, acıma, acı, zaaf ve fedakarlık olduğunu söyler, en soylu sevginin beğenmekle değil, sadakayla başladığını, değerlere cevap olarak değil, kusurlara cevap olarak doğduğunu söylerse, kendini ikiye bölmüş sayılır.<br />
<br />
Seçici ve ayrımcı olan bir seks hayatının düşkünlük olmadığını söyleyebilirim. Düşkünlük hafif ve üstünkörü ele alınan bir eylemi niteler. Ben seksin insan hayatının en önemli unsurlarından biri olduğunu ve hiç bir zaman hafif ve üstünkörü bir tavırla ele alınmaması gerektiğini savunuyorum. Cinsel ilişki insanoğlunun sahip olduğu en yüksek değerlere dayanarak yapıldığı zaman uygundur. Seks karşı tarafın sahip olduğu değerlere verilen bir karşılıktan başka bir şey olmamalıdır. Bu yüzden önüne gelenle girilen ilişkileri ahlaksız olarak nitelendiriyorum. Seksin kendisi kötü olduğu için değil, tersine seks çok iyi ve önemli olduğu için. Seks çok ciddi bir ilişki sonucu ortaya çıkmalıdır. Bu ilişkinin bir evliliğe dönüşüp dönüşemeyeceği duruma ve konu olan iki insanın hayatlarının seyrine bağlıdır.<br />
<br />
Evliliği, iki taraf da hayatlarının sonuna kadar beraber olmayı isteyebilecekleri insanı buldukları zaman &#8211;ki hiç kimse bundan otomatik olarak emin olamaz- çok önemli bir kurum olarak kabul ediyorum.<br />
<br />
Taraflar nihai tercihlerine ulaştıklarından emin olurlarsa evlilik elbette arzu edilen bir durumdur. Fakat bu, tarif edilen mutlak kesinlikten daha azı üzerine kurulan herhangi bir ilişkinin uygunsuz olduğu anlamına gelmemelidir. Bir ilişki veya evlilik kararı ile ilgili sorunun sadece konuyla ilgili tarafların durumlarına ve bilgilerine bağlı olduğunu ve kararın onlara bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Çiftler karşılıklı olarak ilişkilerini ciddiye alıyorlarsa ve ilişkileri ahlaki değerler üzerine kuruluysa her iki durum da ahlakidir.. Seks insanın kendine olan saygısının ve kendine biçtiği değerin ifadesidir. Fakat kendini değerli bulmayan bir erkek bu ilişkiyi tersine çevirmeyeı çalışır. Kendine olan saygısını cinsel fetihlerinin ona kazandırmasını bekler; ki bu imkansızdır. Kendi değerini onu değerli bulan kadınların sayısından anlayamaz. Buna rağmen bu umutsuz uğraşıda ısrar eder. Öncelikle, insanoğlunun güdüleri yoktur. Fiziksel olarak seks sadece bir kapasitedir. Fakat insanın bu kapasiteyi nasıl kullanacağı ve kimi çekici bulacağı kendi ahlaki değer standartlarıyla ilgili bir şeydir. Tercihlerini kontrol eden, bilinçli veya bilinçsiz olarak sahip olduğu önkabullerine bağlıdır. Bu şekilde kişisel felsefesi cinsel hayatını yönlendirir. Kişi belirli bir tip fiziksel mekanizmaya ve ihtiyaçlara sahiptir. Fakat bunları nasıl, hangi yoldan tatmin edeceğinin bilgisine sahip değildir. Mesela insanın yiyeceğe ihtiyacı vardır. Açlık hissi duyar. Fakat önce bu hissi açlık olarak tanımlayıp sonra yiyeceğe ihtiyacı olduğunu ve nasıl yiyecek elde edebileceğini öğrenene kadar aç kalacaktır. İnsan dünyaya belirli fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarla gelir. Fakat aklını kullanmadan bunları ne keşfedebilir ne de tatmin edebilir. İnsan rasyonel bir varlık olarak kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu keşfetmek zorundadır. Sözde dürtüleri ona ne yapması gerektiğini söylemeyecektir.<br />
	<br />
<b>Kendinden tiksinen insan, özsaygısını cinsel serüvenlerden kazanmaya çalışır. </b><br />
Aklın yerine, akıl ürünlerini çalıp onları koymak isteyen adamlar...Kendinden tiksinen adam da, özsaygısını cinsel serüvenlerden kazanmaya çalışır. Buda yapılamaz, çünkü seks bir neden değildir, insanın kendi değerleriyle ilgili kanaatinin bir etkisi ve ifadesidir. Aslında ikisi de aynı konu...<br />
Paranın maddesel kaynaklardan geldiğini, zihinsel bir kökü ve anlamı olmadığını düşünen insanlar...<br />
<br />
Aynı zamanda ve yine aynı nedenle, seksin de fiziksel bir kapasite olduğunu, zihinle, seçenekle ve değer sistemleriyle ilgili olmadığını düşünürler. Bedeninizin bir arzu yarattığına ve seçimi sizin yerinize yaptığına inanırlar. Demir cevheri kendiliğinden tren rayı haline geliyormuş gibi, aşkın gözü kördür, derler. Seks mantığa bağışıktır ve tüm filozoflarla alay eder, derler. Oysa aslında bir erkeğin cinsel seçimi, kendi temel inançlarının sonucu ve toplamıdır. Bana bir erkeğin neyi çekici bulduğunu söyleyin, bende size o adamın tüm hayat felsefesini söyleyeyim. Bana onun hangi kadınla yattığını gösterin, size o kişinin kendini nasıl değerlendirdiğini bir bir sayayım. Ona kendi benliğini silmenin bir sevap olduğuna dair ne saçmalıklar öğretilmiş olursa olsun, seks tüm eylemler içinde en derin bencillik içerendir. O eylemi ancak ve yalnızca kendi zevki için yapacaktır. Bunu kendini silerek, bir iyilik, bir ilham, bir ihsan olarak yapmayı düşünebiliyor musunuz? Kendini alçaltarak yapılmaz, ancak kendi zevkiyle, arzulandığını ve arzulanmaya layık olduğunu bilerek yapılabilir. Ruhu çırılçıplaktır o anda. Tıpkı vücudu gibi. Kendi gerçek egosunu, değer standardı olarak kabul etmektedir. Ona çekici gelecek kadın, kendi en derin vizyonunu yansıtan kadın olacaktır. O kadının teslim olması, ona bir özsaygı duygusu yaşatacaktır ya da böyle olduğuna inanacaktır.<br />
	<br />
<b>Kendi değerinden emin olan ve bundan gurur duyan adam, bulabildiği en yüksek kadın tipini isteyecektir.</b><br />
<br />
Beğeneceği kadın güçlü olacak, fethetmesi zor bir kadın olacaktır, çünkü ancak bir roman kahramanını fethettiği zaman bunu bir başarı sayabilecektir, <b>beyinsiz bir sürtüğü</b> fethetmeyi başarı saymayacaktır. Onun aradığı, kendi değerini bulmak değil, kendi değerini ifade etmektir. Zihnin standartlarıyla bedeninin arzuları arasında hiçbir çelişki yoktur. Ama kendi değersizliğine inanan adam da en nefret ettiği kadın tipini cazip bulur, çünkü o kadın onun gizli benliğinin yansımasıdır. Kendisinin sahtekar olduğu yolundaki objektif gerçekten o kadın sayesinde kurtulur. Kadın ona bir aylığına bir değerlilik hayali kazandırır, o da kendi benliğini lanetleyen ahlak sisteminden bir süre kurtulmuş olur. Çoğu erkeğin kendi hayatını nasıl çirkin biçimde mahvettiğine bakın. Manevi felsefemiz dedikleri çelişkiler karmaşasına bakın. Biri diğerini getiriyor.. <br />
<br />
Aşk bizim en yüce değerlerimize cevaptır...Başka bir şey de olamaz.<br />
<br />
Bir erkek kendi değerlerini ve varoluş görüşünü yozlaştırırsa, aşkın zevk değil, kendini reddetme olduğunu savunmaya başlarsa, iyilik ve sevap denilen şeyin gurur değil, acıma, acı, zaaf ve fedakarlık olduğunu söyler, en soylu sevginin beğenmekle değil, sadakayla başladığını, değerlere cevap olarak değil, kusurlara cevap olarak doğduğunu söylerse, kendini ikiye bölmüş sayılır.<br />
<br />
Bedenine söz dinletemez. Seviyorum dediği kadının karşısında iktidarsızlığa düşer, bulabildiği en bayağı orospuya doğru kayar. Bedeni her zaman en derindeki inançlarının nihai mantığını izleyecektir. Kusurların sevap olduğuna inanırsa, varoluşu kötü diye damgalamış sayılır, kendisinin ancak yozlaşmışlıklardan zevk almaya layık olduğuna inanır. Sevabı acıyla bağlamıştır, zevkin ancak günahlarda bulunabileceğini sanır. Bu sefer, bedeninizin kötü arzuları olduğunu, zihninin bunları etkileyemediğini, seksin bir günah olduğunu, gerçek aşkın katıksız bir ruhsal duygu olduğunu haykırmaya başlar. Ondan sonra da, aşk neden bana yalnızca can sıkıntısı getiriyor, seks de yalnızca utanç getiriyor diye merak eder. Para ve seks, ikisinin aynı şey olduğunu anlıyorsunuz değil mi?<br />
	<b>&quot; Kavrayamadığı varoluşta; kendisini çaresiz bir yaratık &quot; olarak gören bir insan: Önce kendisinden tiksinmeye mahkum olur.</b><br />
<br />
Hayatını, maddeyi zihninin ihtiyacına göre biçimlendirmeye adamış bir adam ise, fiziksel eylemde ifade bulmamış bir fikrin değersiz bir sahtelik olduğunu, platonik aşkın da aynen öyle olduğunu bilir. Bir fikrin güdümünde olmayan fiziksel eylem nasıl sersemlerin kendini kandırma biçimiyse, kişinin değerler sisteminden kopuk bir seks de öyledir. İkisi de aynı konu... Aşkın saflığını arzudan koparan insan, aşksız arzunun ahlaksızlığına da inebilen insandır. Ama çevrenize bakınca, çoğu insanların ikiye bölünmüş yaratıklar olduğunu, bir o yana, bir bu yana savrulup durduğunu görürsünüz. Bir yarı, paradan, fabrikalardan, gökdelenlerden, kendi bedeninden nefret eden adamdır. Hayatın anlamı ve iyi bir insan olmanın gereği olarak, akıl almaz konularla ilgili tanımlanmayan duyguları ön plana çıkarır. Umutsuzca çığlıklar atar, çünkü saygı duyduğu kadına karşı hiçbir şey hissetmemekte, çirkefler içindeki yosmaya karşı konmaz bir ihtiras duymaktadır. İnsanların idealist dediği biridir o. Öbür yarı ise herkesin pratik insan dediği kişidir. İlkelerden, soyutluklardan, sanattan, felsefeden, hatta kendi aklından tiksinen adamdır. Maddesel objeler elde etmeyi, kendi varlığının en önemli amacı sayar. Bunların nedenini ya da kaynağını düşünme gereğine gülüp geçer. Bunların kendisine zevk vermesini bekler. Daha çoğunu elde ettikçe neden daha az zevk almaya başladığını görünce şaşar. İşte vaktini kadınları kovalamaya harcayan adam, o adamdır. Kendine yönelttiği üç kandırmacaya bir bakalım: Bir kere, özsaygı ihtiyacını kabullenmez, çünkü ahlaki değerler gibi kavramları küçümser. Ama beri yandan, kendini bir et parçası saymaktan ötürü, kendine büyük bir tiksintiyle bakmaktadır. Seksin kişisel değerlere bir saygının fiziksel ifadesi olduğunu kabullenmese de, aslında bilmektedir. Bu nedenle, öyleymiş gibi davranarak, sebep sayılması gereken şeye ulaşma çabasına girer. <b>Kendine saygıyı, ona teslim olan kadınlardan kazanmaya çalışır</b>, ama seçtiği kadınların karakteri de, yargısı da, değer standardı da olmayan kimseler oluşunu <b>görmezden gelir</b>. Kendine yalnızca fiziksel zevk peşinde olduğunu söyler, oysa bu kadınlardan bir haftada, bazen bir gecede bıkar. Profesyonel fahişelerden tiksinir, temiz bakireleri baştan çıkardığına dair hayaller kurar. Bu onun hep aradığı, ama hiç bulamadığı başarıdır:<br />
	<br />
<b>Oysa: Aklı olmayan bir vücudu fethetmekte ne şeref var ki?</b><br />
<br />
<a href="http://www.bencil.org/seks.htm" target="_blank">kaynak</a></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>öfke</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108700758-ayn-rand-ask-cinsellik-uzerine.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bağışla ve Unut Felsefesini Uygulayabilir misiniz?</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108700505-bagisla-unut-felsefesini-uygulayabilir-misiniz.html</link>
			<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 17:33:52 GMT</pubDate>
			<description>*Öncelikle merak edip bu konuya tıkladığınız için peşin peşin teşekkürümüzü sizlere sunalım :p 
 TF...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><i><font color="Blue">Öncelikle merak edip bu konuya tıkladığınız için peşin peşin teşekkürümüzü sizlere sunalım :p<br />
 TF KADIN ekibi ile beraber bundan sonra Felsefe bölümü ile zaman zaman işbirliği yaparak sizlere üzerinde düşünülmesi gereken  konular sunacağız.İlk hafta sizlere &quot;Bağışla ve Unut&quot; felsefesi ile ilgili bir soru sorduk.<br />
<br />
Belirli bir süre sonrasında bu konu hakkında bizlerle fikirlerini paylaşacak olan üyelerimizin yazılarını oylamaya açacağız...<br />
<br />
Sorumuz aslında ilk okunduğunda çok yüzeysel ve basit görünebilir fakat bu sorumuzun derinliğini bir yakaladığımız da da asla basit olmadığını anlarız.<br />
<br />
Hepinize iyi eğlenceler dilerim :) Bu arada devinizim'e teşekkür ederim :$</font></i></b><br />
<br />
<br />
<b><i><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_description">Alıntı:</div>
	<div class="bbcode_quote printable">
		<hr />
		
			<font size="4">Eski sevgilinize &quot;Bağışla ve Unut&quot; felsefesini uygulayabilirmisiniz ?<br />
Bir çiftten diğeri bağışlamayı becerse bile unutmayı cidden gerçekten başarabilir mi? Unutmasanız bile gerçekten bağışlayabilir misiniz ?</font>
			
		<hr />
	</div>
</div> </i></b></div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>mernes</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108700505-bagisla-unut-felsefesini-uygulayabilir-misiniz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Natascha Kampusch</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108700240-natascha-kampusch.html</link>
			<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 13:43:37 GMT</pubDate>
			<description>hatirlarsiniz...hani 8 sene boyunca bodrum katinda hapis tutulan kiz. kurtulduktan sonra baya bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>hatirlarsiniz...hani 8 sene boyunca bodrum katinda hapis tutulan kiz. kurtulduktan sonra baya bir hype olusmusdu. bu kiz hakkinda ne düsünüyorsunuz?</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>Ramataklan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108700240-natascha-kampusch.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>platon der ki...</title>
			<link>http://www.turkforum.net/1108699697-platon-der.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 10:11:21 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın !  
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Kimseye kendinizi &quot;sevdirmeye&quot; kalkmayın ! <br />
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi &quot;sevilmeye&quot; bırakmaktır. <br />
<br />
<b>Önemli olan; hayatta,&quot;en çok şey'e sahip olmak&quot; değil,&quot;en az şey&quot;e ihtiyaç duymaktır.</b><br />
<br />
en çok şeye sahip olmakla en az şeye ihtiyaç duymak aynımıdır yoksa platon burda başka şeyımı vurgulamıştır.<br />
felsefe yapmayı seven mıllet olarak cevaplarınızı beklıyorum ;H</div>

 ]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.turkforum.net/forumdisplay.php?f=148">Felsefe-Psikoloji-Sosyoloji Tartışmaları</category>
			<dc:creator>SANATTARİHÇİ</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.turkforum.net/1108699697-platon-der.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
